Google+ boş mideye iki duble viski: Zamanında Yazmaya Çekindiklerim Bölüm: 9 Son Perde

3 Mart 2013 Pazar

Zamanında Yazmaya Çekindiklerim Bölüm: 9 Son Perde

Sahne aldığım bir konsere geldi sadece.
Zaten ben sahnedeyken yoktu, bizden üstte çalan grubu izleyebildi. Bense yoğun alkolün etkisiyle zaten kendi performansım bitince; hızlıca voltamı almıştım.
Ancak karşılaşmalarımız asla bitmeyecekti...
Bu dizinin bir kısmında bahsettiğim bir bar vardı; benim favori barımdı o zamanlar, Thales.
Onunla Thales'te karşılaşmalarımızdan birinde, KafePi'de tanışıp numarasını aldığım Koç Üniversiteli bir kadınla beraberdim. Hiç bir şey yapmak istemiyordum çünkü o benim için yırtınıyordu. Elimi tutmak, bana sarılmak, kucağıma oturmak, dudaklarıma yapışmak istiyordu. Bunu her yaptığında da onu itiyordum. Ben ittikçe, o daha çok istiyordu beni.
O gün de; aynı rutinde devam ediyorduk işte. Gizem sahne alıp da altı sapla benim yanımdaki masaya oturunca, dayanamadım. Koçlu kızın dudaklarına yapıştım. Deliler gibi öpüştük, liseliler gibi yiyiştik. Gizem ve arkadaşları kalkana kadar devam ettik ki bu; yarım saat bile sürmedi.
Yaz geldi.
Ben Mersin'e döndüm. Yaz okulu yapmadım, sadece staj yaptım ve onu da Mersin'de gerçekleştirdim. Kadınlar girip çıktılar hayatıma. Yeni evime taşınmıştım ablamla birlikte, Beşiktaş'ta. Sigarayı bırakmıştım, derslerim iyiye gidiyordu, spor yapıyordum ve bunların hepsi; Gizem'in yokluğunda oluyordu.
İstanbul'a dönüşüm ise sağlamdı. Thales'e gittik. Bir masaya geçtik, arkadaşlarımla. Sadece saplardık ancak sağlam içiyorduk. Üçüncü biranın ardından emindim artık, Gizem; Thales'te çalışmaya başlamıştı. Gerçekliği algılayabilmem için bazen alkole ihtiyacım oluyor, evet. Gizem, bizim masaya bakmaya başladığındaysa topu göğsümde yumuşatıp, vole vurmaya hazırdım.
-Bir tane daha? diye sordu.
-Hayır. Jack Daniel's alayım, bir duble.
-Jack Daniel's yok yalnız bizde.
-O zaman Black Label, dedim tam bir pislik gibi gülümseyerek.
-O da yok yalnız, dedi.
-Ben arkandaki rafta görüyorum bir şişe, dedim.
-Pardon, hemen getiriyorum.
-İki buzlu.
O gün eve gittiğimde ondan mesaj geleceğini aklımın ucundan geçirmezdim açıkçası.
"Birbirimize yaptığımız, ayıp olmuyor mu?"
Biraz konuştuk, ben içmeye devam ederken; internet üzerinden. Beni özlediğini, arkadaşlığımı özlediğini söyledi. Yüzyüze konuşmayı teklif ettim. Kabul etti. Buluştuk, okulda...
-Sigara içeceksen dışarıda oturalım, dedim.
-Fark etmez, dedi.
Dimdik duruyordum, içimden kopup gitmiş kocaman bir kütle vardı ancak böyle durmam gerekiyordu.
-Ne konuşacağız?
-Nasılsın?
-Vallahi sen gittiğinden beri çok iyiyim. Gözetimden çıktım, sigarayı bıraktım. Spora başladım. Her şey yolunda yani.
-Peki.
Toplamda beş dakika bile konuşmadık. Sadece sonunda döndü ve;
-Gitmek istiyorsan seni azat edebilirim, dedi.
Oz dizisindeki Dino Ortolani'nin, eşiyle son görüşmesinin ardından cama iki kez tıklaması aklıma geldi.
-Gerek yok, ben gidiyorum; dedim.
Masaya iki kez tıklattım. Arkamı döndüm gittim. Ardından yaklaşık 4 sene geçti, hiç konuşmadık. Arada arkadaşlarım onu bana anlatıyorlardı. He deyip geçiyordum. Kimler geldi kimler geçti de; ikimiz de hala mezun olamadık. İkimiz de hala okuldayız, ancak artık karşılaşmıyoruz. Rezilliğin doruklarını yalnız yaşamamak güzel hissettiriyor aslında.
Bir yandan da, beşinci bölümden sonra ona yazıyı gönderdim. Bu vesileyle konuştuk sadece. "Kaldır ya da isimleri değiştir!" ihtarı dışında bir diyalog da dönmedi aramızda.
Yorum Gönder