Google+ boş mideye iki duble viski: Akşamdan kalma tesirli metropol notları 38

3 Mart 2013 Pazar

Akşamdan kalma tesirli metropol notları 38

Bugün alışveriş yapmaya gittik.
Ben, her ortamda (takım elbise hariç) giydiğim Adidas üç çizgi skate ayakkabılarım perte çıktığı için bir çift ayakkabı aldım. Kuzenlerim ise parfüm baktılar.
Şimdiye kadar parfüme para vermedim hiç. Hep annem aldı. Avon insanlarıyla içli dışlıydı. Oralardan çözüyordu bir şeyler. Ya da yurtdışı dönüşü Free Shop mantığı. Parfüm seçmem, sallamam da, hatta nadiren kullanırım.
Bakıyorduk işte aval aval, Cevahir'de. Erkek kuzenim bir parfümün ismine; "İyiymiş." dedi.
"Aslında var ya, hep böyle manken gibi herifleri kullanıyorlar parfüm reklamlarında, sen de sıkınca onlar gibi olacağını sanıyorsun."dedim.
Güldü.
"Ama onu sıkan da sensin, bunu giyen de sensin. Yani sonuçta sen değişmiyorsun, kullandıkların değişiyor." dedim ve bugünkü yazının temeli oturdu.
Biz alıyoruz, günlerce, aylarca satın alıyoruz. Kol saatleri, tshirt ve sweatshirtler, kazaklar, kot pantolonlar, parfümler, gömlekler, ev için dekoratif aksesuarlar, kocaman televizyonlar, süper düper hızlı bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar... Paran varsa, saçacağın yer çok aslında.
Ancak ne aldığın o MacBook, ne de bayıldığın o blazer ceket seni; senden daha üstün yapıyor. Onları giyinen, kullanan, salonunun ortasına oturtan sensin. Sen sadece tüketicisin, yani enayi. Alışveriş yaparken kendini harika hissediyorsun. Neden? Çünkü harcıyorsun, cebindeki parayı eziyorsun. Yeni'nin tadını alıyorsun. Kokusunu, dokusunu hissediyorsun.
Tüketim çılgınlığına dikkat çekmek değil amacım. Sadece tespit yapmaya çalışıyorum.
Velhasıl; harcamaya devam. Alın verin ekonomiye can verin. Kriz bizi teğet geçsin. Bizse aldığımız her; iki sene sonra çöpün yanına koyacağımız "kalıcı" üründe kendimizi iyi hissedelim.

Enteresan kadınlarla içli dışlı oldum şimdiye kadar. Ancak en garip olan iki tanesi; boş sitelerdeydi. Biri, ailesiyle yaşıyordu ve beni yazlığına götürmüştü. Diğeriyse zaten yazlık sayılabilecek bir sitede yaşıyordu Reşitpaşa'da. İki site de bomboştu. Duygu çok farklıydı o an. Yanındakine mahkumsun. Gidemezsin, araban yok. Kalırken için kötü olur çünkü her an eve birinin gelme ihtimali vardır. Komşu, aile vs... Yanındakine sıkı sıkı sarılırsın işte o zaman. Çünkü balkona her çıktığında, boşluk hissini alırsın. Sonra istersin ki, yanındakiler defolsun gitsin. Tek başına kal o evlerde. Bomboş sitelerde, tek başına; bir hafta geçirmek istersin en az. Kimsenin olmadığı bir yerde, sadece bir hafta yetecek kadar alışverişi yaparak yaşamayı çok isterdim. Bunu yapabileceğim en ideal yerler de hep sitelerdi. Yazlık siteler... Bunu bana teklif edenler de oldu. Saçmaladığımı düşünenler de. Tek ihtiyacım buzdolabının çalışmasını sağlayacak kadar elektrik ve sigaramla mumlarımı yakabileceğim bir çakmak olacaktı. Kabul etmedim. Edemezdim.

O hayalini kurduğum Amerika var ya, yakında o hayal de kül olacak. Sikeyim. İyi geceler.



Yorum Gönder