Google+ boş mideye iki duble viski: Beyin Kemirgenleri Bölüm: 37

19 Ağustos 2012 Pazar

Beyin Kemirgenleri Bölüm: 37

Stereotyping...
Türkçeleştirmeye çalışsak, "tek tipleştirme" diyebiliriz belki. Herkesin gözünde bu, faşizan ya da ırkçı bir hareket. Türkiye'de kime, insanları tek tipleştiren bir adam olduğunu söylesen üstüne yürür. Ne faşistliğin kalır, ne ırkçılığın... Çünkü kimileri daha insancıl "eğlenir." Kimiyse benim gibi, dalga geçerek. Ancak sadece "kendinden olmayanla" değil, her şeyle.
Örneğin üniversite birinci sınıftayken okulumuzdaki Asyalılar'a "Teriyaki Boyz" derdik lakabı "Gattuso" olan arkadaşımla beraber. Siyahi öğrencilerin lakabıysa belliydi, "50 Cent" ya da "Jay Z". Sinirleniyorlardı muhtemelen, çünkü büyük sancılar çekerek buraya geliyorlardı ve amaçları okumaktı. Ama biz sadece eğleniyorduk. Biz kendimizle de dalga geçiyorduk. "Allah'ın Türkleri" diyerek başladığımız zilyon muhabbet vardı.
Türkiye'de ırkçılık olduğuna inanmıyorum şeklinde bir çıkış yapmayacağım tabii ki, ancak kendisiyle bu kadar dalga geçen başka bir millet olduğunu da sanmıyorum. "Bir Türk, bir Fransız, bir İngiliz" şeklinde başlayan fıkralar mı dersin; laz fıkraları mı dersin, Ege şivesiyle -Egeliler dahil- herkesin dalga geçmesi mi dersin... Örnekler gırla. E ama dedim ya başta da, amaç hep eğlenmekti; en azından bizim için.
Oturup düşündüğüm zaman, çok yakın Kürt dostlarım var. Ancak "Amına kodumun Kürtleri gibi arabayı güneşin altına mı park ettin lan yine!" dediğim zamanlar da var. Veya keza; kendi kimliğimden örnekle yola çıkarsak; "Türk gibi yine interneti bulduğun anda porno sitelere sardın di mi at kafası?" şeklinde çıkışlarım da oldu. Sadece benim değil, yakınımda tuttuğum herkesin böyle çıkışları var.
Kısaltarak geçmek gerekirse, sadece eğleniyoruz. Art niyet yok. En azından bende, çünkü ırkçı değilim, hepinizden aynı düzeyde nefret ediyorum ve tek istediğim bir iki muhabbet... Japon turistlerin boynuna taktığı fotoğraf makinesiyle, Almanlar'ın İstanbul'daki ucuz barlardan çıkmamasıyla, burada yaşayan Amerikalılar'ın para biriktirmek için yaşıyor olmaları sebebiyle her şeyin ucuzuna kaçmak istemeleri ve "varyemez amca"yı oynamalarıyla, siyahi futbolculara taktığımız "Eminönü'nün saatçisi" benzetmesiyle (veya Shabani Nonda'ya, gittiğimiz Galatasaray maçlarında aletinin boyutu üzerinden tüm taraftar olarak yaptığımız 'stereotyping' ile), Aleviler'in "boğma rakıcı" olmasıyla, Yahudiler'in paragözlüğüyle ve daha bir çok örnekle dalga geçtiğimiz kadar, kendimizle de dalga geçiyoruz işte. Peki biz kim miyiz? Ben ve benim gibi düşünenler. (Kaç kişi? Üç?)
Altı üstü eğleniyoruz, abartmanın alemi ne?
Ama dipnot olarak geçmek lazım, bu "Abartmanın alemi ne?" cümlesinin altında; Türkiye'de yaşanan gerçek "Irkçılığı" (Emre'yi hatırlatırım, Zokora'yı da...) gözardı etmek yok. Çünkü gayet kötü niyetle yapılan hareketler de var... Ayrıca kendimi veya benim gibi düşünenleri hiç bir şekilde bir basın mensubu, bir siyasi, bir politik veya bir medya maymunuyla; köşe yazarıyla aynı kefeye koymam. Neden mi? Çünkü bizim çıkarlarımız yok, davranışlarımız açıklamalarımız veya yaptığımız şakaların bize tek getirisi; bir iki kahkaha. Onlarda durum böyle değil. Ve bu yüzden de bazı şakalara üzülmenizi anlayışla karşılayabiliyoruz. Ancak siz de bizi anlayışla karşılayın bazen, olur mu? Sonuç olarak, etnik köken veya ırsi kimliğiniz üzerinden size seslenen biri, her daim art niyet taşımıyordur. Ulan Rooney'nin "Turkey" şakası bile sikimde olmadı benim be...
Yorum Gönder