Google+ boş mideye iki duble viski: Beyin Kemirgenleri Bölüm: 15

10 Eylül 2011 Cumartesi

Beyin Kemirgenleri Bölüm: 15

Mimar Sinan Üniversitesi... Mimarlık Bölümü... Adı gibi, okulu da mıh gibi aklıma kazınmış. Yapamadık, olmadı. Bu sefer, diğer yazılardaki gibi, her paragrafta bir kadını anlatmayacağım. Sevdiğim kadını anlatacağım. Sevdiğim, ama bok ettiğim hayatımı ve ilişkimi anlatacağım. Mantıcıda ettiğimiz kahvaltıdan da, brunchtan da uzak; sadece birbirine tutunan iki kişinin, yalnızken saçmaladığı hayatını, "Lütfen, aklıma sahip olmama yardım et." cümlelerinin geçtiği ilişkiyi anlatacağım.

Hocam.com vardı, reklamını blogumda yaparak üye olduğum... Sonra blogdan o iğrenç reklamı sildim. Velhasıl, sitenin forumunda tanışmıştık. Dünyanın en düz açılış cümlelerinden birini kurmuştum: "Portişhed diye mi okunuyor o, yoksa Portished diye mi?" Cevaplamıştı, özel mesajdan... Ardından muhabbet... Görüşelim... Cuma gecesi saat on için sözleştik. Çünkü öncesinde eniştemle buluşacaktım. O da İstanbul'daydı. Eve gidip yatacağımı söyleyerek yanından ayrılmıştım. Cebime yüz lira sıkıştırmıştı ve yollardaydım.

Lucky Strike aldım bakkaldan bir paket, ve gittim onunla görüşmeye. Thales'e gidecektik, hemen altındaki Bonema'da bir iki arkadaşını gördük. Onun arkadaşlarının arkadaşları, benim arkadaşlarımdı. İnterneti geçtim de; onunla gerçek hayatta ortak paydada olmak sevindirmişti; çünkü beklediğimden daha güzeldi. Daha sonradan, üç ayda; on iki kilo verdiğini söylemişti. Sohbet gidiyordu, hatta akıyordu. İki arkadaşı(sap) bizim masaya oturmuşlardı. Biliyor musunuz, o zaman bile nefret etmemiştim elemanlardan. Arkadaş çevresi beni büyülemişti, çünkü onun yanında eğleniyordum.

İstemedi... Ben sabahın yedisinde başladığımız ve boşalamadığım tek gecelik ilişkimizi geniş zamana yaymak istediğimde. Zorladım, zorladım; konuştum ve konuştum. Sonunda evet, beraberdik. Gezdik, sinema; barlar... Oluyor gibiydi ve bana, iplerimden tutmaya çalışırsa canının yanacağını söylemişti. Buna bağlı olarak da; istediğinle sevişebilirsin blöfünü oynamıştı belki de. Veya izin veriyordu; ona kırdığım cevizleri anlatmadığım sürece istediğimle beraber olabileceğime... Çünkü son sevgilisi onu aldatmıştı. Bunu da bana söylediği halde; bu aptal blöfü yedim ve devam ettim. Aklımda o olduğu halde, başka kadınlarla birlikte olmaya. Tabii ki bir yerde patladı. Belki de olması gereken yerde.

------------
Gece; birlikte olduğum takdirde bir şişe Jack kazanacağım kadınla buluştum. Önce Ferdane, ardından leş mekan Sinerji... Kilo almıştı, basenleri şişmişti, selüliti de vardı. Ama hala çekiciydi veya içtiğim Jack kralların etkisiyle güzel görünüyordu gözüme. Mini şort ve altındaki sıcak ten. Sığınabileceğim barınağın o olmadığını anlamamsa çok sürmedi. Çünkü beni evine götürdü ve evi; Kocamustafapaşa'daydı. Veya her nasıl yazılıyorsa... Zerre de sikimde değil. Kocamustafapaşa dolmuşu Çapa'nın önünden geçmese, şu anda galibiyet viskimi içiyor olabilirdim. Ama olmadı, Çapa'nın önüne geldiğimizde, gemileri çoktan yakmıştım. Gözümden damlıyordu, belirtmek istemediğim halde. Sadece bir kez gittiğim evinin bulunduğu mahalleydi. Evine vardık, sevişmeye ağır teşebbüsüm olmadı. Ondan ziyade birama ve başımı koyacağım yastığa konsantre oldum. İçtim, uyudum. Rüyamda; lise sonda babam tarafından bonservisimin feshedildiği basketbol kulübümü gördüm. Mersin Büyükşehir Belediyesi... Şu yaşımla genç takımda idmana çıkmaya çalışıyordum rüyamda. Ve o idman, maçtan hemen önceki idmandı. Koçsa; bana şans veremeyeceğini; çünkü lisansım olmadığını söylüyordu. İçimden küfrederek uyandım, yanımdaki kadının boynunu öptüm ve üstümü giyinip çıktım.

Ardından akşam Beşiktaş. Sonbahar blues'u, ve kendimizi yine Midyeci'de bulmuştuk üç kafadar. Gecenin sonunda biri Taksim'e, biri evine gitti. Bense evime Beşiktaş'tan yürümeye kalkıştım. Bir paket sigara(evet, üç aydan sonra sigara aldım) ve bir şişe Efes ile.. Yol boyu düşün ilk paragraftaki kadını. Uzun uzun... Her köşesinde bir anıma sahip olmuş Beşiktaş-Fulya ve onları hatırlamak, Lanegan'ın pes sesiyle beraber. Yürümek, yolda içerek; sigaradan bir fırt, biradan bir iki yudum.

Sonunda buradayım, her şeyin başladığı yerde. Yine, yeni, yeniden. Hayatta tutunmak istediğimde kaybettiğimi hem rüyamda; hem de uyanıkken hatırlayarak; istediğimi çok istediğim zaman alamadığımı hissederek. Perde kapanır, ışıklar söner ve Lanegan bir kez daha başlar:
Mark Lanegan - Hotel

edit: Çapa değil, Cerrahpaşa'ydı o da; yakarım ikisini de, umursamaz.
Yorum Gönder