Google+ boş mideye iki duble viski: Depozitolu şişelerin iadesi ile alınan bira 1

5 Mayıs 2013 Pazar

Depozitolu şişelerin iadesi ile alınan bira 1

İçeride, Polonyalı misafirlerimizle ev arkadaşım bir şeyler konuşuyor. Ne konuşuyorlar bilmiyorum, ancak salondan gelen sesi bastırmak adına kapıyı kapattım, ışığı kıstım ve masa lambasını yaktım. Günlerdir dinlediğim şarkıyı tekrar açtım; Faith No More - Evidence.
Yeni bir seriye başlama sebebim, bir önceki serinin isminin çok zor akılda kalmasıydı. 20 bölüm gayet güzel gitti; tutmayan bir Türk dizisi gibi. Neyse ki metrajımız Türk dizileri kadar uzun değil, genellikle. Yazdığım "dizi" ya da "seriler"in içinde hep alkol geçiyor, bir şekilde, farkındayım. Ancak, sizin gösterisini yaptığınız alkol, benim hayatımın bir parçası. Uyuşturucuyla işim olmaz, sosyal hayatım zaten yok, gece hayatı? Hahah. Dolayısıyla, benim boş zamanlarımda sarılacağım tek şey alkol. Bu yüzden; "İçtiğini belli etme çabasında." tespiti ya da yorumu yapanların hepsini damıtıp içerim zaten. Siz "fasıldayım canım."lara devam edin, olur mu?
Mezuniyete yaklaştığım şu mühim günlerde (imkansız yoktur, temmuzda mezun oluyorum) yazmaktan elimi eteğimi çekmek zorunda kalıyordum. Aptal aptal Facebook'ta takılmaktansa, Facebook'u kapatıp, kısa cümleleri(Twitter'ı) bir kenara bırakmak ve "timeline" diyaloglarından arınıp bir şeyler karalayabilmek mantıklı geldi. Çoğunuz hangi şartlar altında yazdığımı bilmiyorsunuz. Evet, bir daktilo var ancak çalışmıyor artık. Dolayısıyla MS Word dışında ana ekranda hiç birşey görünmez kıçımı sandalyeye sabitlediğimde. Gelgelelim, mevzu bahis daktilo da; artık görüşmediğim arkadaşlarımın hediyeleri ve diğer eşyalarımla beraber, evi kapatmadan önce satışa çıkaracağım bir eşya olacak. Açık arttırma falan değil, sadece az çok para edecek şeyleri sahibinden.com'a koyduktan sonra (bilgisayar, daktilo, nostaljik tv vs) Facebook'umu açacağım ve evden ayrılmadan bir hafta önce insanların gelip evde ne var ne yok, cüzi miktarlarda satın alabilmeleri için bir organizasyon yapacağım. İlgi çekmeyen bazı şeylerin ayrı hikayeleri var ki, dileyene önce hikayeyi anlatır; sonra da o ilgi çekmeyen küllüklerin, bibloların en fazla beş liraya elimden çıkmasını sağlarım. Çünkü, ben bir "göçmen" olacağım ve yeni bir bilgisayara ihtiyaç duyacağım, ya da yeni bir daktiloya.
Buradan duyuruyu yaparım zaten, konuyla ilgili.
Mezuniyet ya da kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek değil de, gereksiz her şeyden kurtulabilmenin hafifliği heyecanlandırıyor beni.
Yazıyı yazarken aklıma geldi. Küçük bir çantam vardı. Sadece mp3 çalar, telefon gibi dijital ekipmanları sahile inerken içine koymak adına aldığım. (Fazlasıyla gay bir çanta evet ancak elde taşınınca çok da sırıtmıyordu.) Kitaplığımda ne kadar boş beleş biblo, hediyelik eşya varsa içine koymuştum. Bu "satış" muhabbeti aklıma gelince, içinde; kullanmayacağım her şeyi çıkardım. Seks zarları, iki çift barbut zarı(biri kırmızı) ve bir Paris anahtarlığı ile Tayland'dan gelmiş bir su aygırı figürü. Bunları bana hediye eden veya benim evimde bırakan insanlarla daha fazla görüşmediğim için "Satarım, anasını bile satarım." diye düşündüm. Bir kısmı, "ailemden" gelen insanların hediyeleri ancak sikimde olmadı o an. Masanın üstüne koydum. Satmasam bile birilerine vereceğim, elimde kalmasın diye.
Anılara veya "boş insanların" bıraktığı anılara bu kadar değer verdiğim için evimi çöp ev haline getirmiştim, şimdiyse tek amacım bu çöp evin, çöp durumundan kurtulmak. Hatta kendi "çöp" durumumdan kurtulmak. Küçük çantanın içinde ne mi kaldı? Ablamın bana aldığı minik Dirk Nowitzki heykelciği, annemin İngiltere'den getirdiği kurşun askerler ve şu an Beykoz'da bir villada keyif süren köpeğim Bourbon'un kemirme topu... Hayat, zor değilsin; ancak insanlar zor ve sen, olayları karmaşıklaştırmaya bayılıyorsun.
Yorum Gönder