Google+ boş mideye iki duble viski: Glikozla kuvvetlendirilmiş mısır tarlalarındaki anason aroması 13

9 Nisan 2013 Salı

Glikozla kuvvetlendirilmiş mısır tarlalarındaki anason aroması 13

Bundan bir iki sene öncesine kadar, bilgisayarıma kimsenin dokunmasını istemezdim. Bu yüzden şifre bile koymuştum. Çünkü kimsenin izlediğim pornolara ya da girdiğim pornografik içerikli sitelere tanık olmasını istemiyordum. Utangaçlık, seks ihtimalinin azalması vs...
Aradan zaman geçti, altı ay kadar belki de. "Private Browsing" çıktı ve kimseye çaktırmadan porno olayına girmeye başladı millet "hesapta". İşte o dönem, "Bana ne lan, neyi saklayacağım?!" dedim kendime ve rahat rahat, hatta Firefox'a eklenti kurup beğendiğim pornoları bilgisayarıma indirerek devam ettim. Pişman da değilim...
Şimdiyse, durum çok daha farklı. Hala çatır çatır giriyorum, izliyorum fakat eğlence için değil ya da mastürbasyon bir ihtiyaç olduğu için değil. Yalnızlığım için... Hesapta yalnız yürüyen ancak asılan adamım. Ne Issız, ne de Halil Sezai... Boş, hazırsa "olur" diyen ve rahatsızlık verici derecede dürüst. Diplomasiden hiç anlamadım zaten, insanların neden diplomatik olduğunu da anlamadım aynı şekilde. Bu yüzden, güzel bir kadın geçtiğinde sap arkadaşlarım saçı, boyu, başı ile ilgili yorum yaparken; ya da en fazla pozisyon tayininde bulunurken benim yaptığım yorum sonrası "Oha, iğrençsin lan!" nidaları yükseldi. Hoş, bu; onların benim kadar hasta şeyler izlediği anlamına gelmez tabii ki fakat evet, ben iğrençtim. Hala bir korku var tabii... Bilgisayarıma biri ulaşsa; bulacağı rezil pornografik videolar dışında aradığım çözüm yollarına, A.A.'ya ya da "revolver" kelimesinin Google'da aranmış olmasına rastgelebilir ve gerçek endişe başlayabilir. Sırf bu yüzden yeni bir şifre bile yazarım aslında ancak bana bu kadar yakın olanlar ya da gerçekten tasalanacak olanlar, "Vasiyet" isimli belgenin de farkındalar ve neyi ne zaman arattğımı da sanırım fazlasıyla iyi biliyorlar.
Öte yandan bu karanlık, basit cümleler ve sözde eleştirel; kökende tiksinel satırların içinden ciddi anlamda bir Çakma Bukowski çıkıyor, evet. Ancak o şekilde anılmak beni, yüzsüz olduğumdan ötürü değil de adama duyduğum saygıdan ötürü gururlandırıyor. Tek sıkıntı, sinemaya yaklaşım tarzımın da Hemingway, Bukowski gibi adamlar üzerinden yapılandırılmış olduğuna dair yanılgı. Filmlerden tiksinmiyorum, sadece film izlemeyi sevmiyorum ki sevemem de. Asla ama asla "Bir film çakıp yatayım." adamı olamadım ki buna "yurt" dönemim de dahildir. Çünkü konsantrasyon kaybı konusunda yaşadığım eksiklikten adeta bir tez çalışması çıkar. En ağır dizileri bile izleyebilirim veya en hafif filmleri bile takip edebilirim ancak bir taraftan iş yapmam lazım. Yemek, içmek ya da sigara sarmak bile olabilir bu iş. Fakat öteki türlü, hiç bir şey yapmadan bilgisayar ya da televizyon karşısında film izlemem imkansız. Bu yüzden de sinema konusuna ya da filmlere karşı en ufak bir öfkem ya da nefretim olmasa da internetle gelen "film izleme" kültürünün ya da filmler üzerinde de yaşanan bu tüketimin zaman israfından öteye gitmeyeceğini düşünüyorum; en azından kendi adıma. Hoş, bunu diyen adamın da kitap okuması falan gerekiyor ancak onu da yapmıyorum açıkçası.
Son olarak; kötü ya da ağır dönemlerden geçtiğini iddia eden, etrafımda gezinen herkese sarf ettiğim iki çift lafım var. Ona karşı ne hissettiğim konusunda hiç birşey bilmediğim bir kadın, benimle görüşmeyi kesti. Son buluşmalarımızdan birinde, tecavüz ve gaspa uğramış bir şekilde benim evimdeydi. Ağır ve anlık bir parlamayla ev arkadaşım, kuzenim ve çocukluk arkadaşımı(hepsi aynı kişi) kaybettim sayılır, muhabbetimiz pamuk ipliğine bağlı. Amerika'ya gitmek istiyorum, ancak oraya gitmem konusunda beni cesaretlendiren; ailemin Amerika'da yaşayan bölümü de İtalyan Aileleri kadar; "aile" kavramına önem vermediklerini gösteren bir hamleyle beni şah-mat yaptılar. Yarım ağızlı konuşmaların ardından, iki haftada bana bir davetiye mektubu göndermemeyi de becerebildiler. Hayatımda kurduğum tek yurtdışı hayaliydi... Evet, tek acıyı etrafımdakiler çekiyordu. Bir gece uzun uzun anlatır; ah pardon, yazarım belki.
Son olarak, cuma akşamı A.A. Nişantaşı'ndayım. İsteyen buyursun gelsin, bir iki saat kadar kamu spotu izler; ardından da boktan bir bar bulup içeriz.

Yorum Gönder