Google+ boş mideye iki duble viski: blogger yokken daktilo vardı, buzdolabı yokken de şarap...

9 Aralık 2011 Cuma

blogger yokken daktilo vardı, buzdolabı yokken de şarap...

(daktilo çıkışıdır. noktası virgülüne dokunmadan yazarsam bir halta benzemez. ama küçük harf kullanıyorum sadece, daktiloda yazdığım gibi)

mersindeki gençlik dönemim boyunca çok sık tecrübe ettiğim bir olaydır elektrik kesintisi. babam genelde alkollü olur, elinde mumlarla çayda çıra oynayarak dalga geçerdi. annem katalitik sobayı yakar, hepimiz salonda toplaşırdık. sitenin satışında büyük rol oynayan jeneratör ise beş dakika bile devrede kalamazdı. o jeneratörün yakıt tanklarına küfrederdim eğer ki şimdiki kafada olsam...

ancak elektrik mühendisliğini seçmemin altında yatan neden bu idealizm değil, tamamen istanbul'da bacaklarını açmış beni bekleyen kızlardı.. yusuf'un babası sormuştu bunu. "siz istanbul'da kızlar bacaklarını açıp da sizi bekliyorlar mı sanıyorsunuz?" evet, amca; kısmen...

bugün eve geldiğimde de aynı manzarayla karşılaştım tabi... beşte girdim eve, komşu esnafa göre elektriğin geliş saati 10. dedim gönder bakkal bir şişe şarap... volkan'ın fi tarihinde aldığı düz beyaz mumlardan ikisini de, ablamın giderken götürmeyi unuttuğu sol anahtarlı türk kahvesi bardağı ve bardak altlığının üzerine yaktım. ve şimdi buradayım.

akşam için planım connected2.me'yi açık bırakıp, gelen dişi tekliflerinden en güzelini kabul etmek ve dışarıda bir şeyler içtikten sonra eve gelip sevişmekti. eğer ki bu plan yatarsa da, takıldığım bir kadının evine gidecektim. ancak o kadının evine gitmek, aslında beyaz bayrak çekmekti. bu, ben bir sekskoliğim ve elimde olanla yetinebilirim demekti.

yapmadım. elektrik olmasa bile evde oturmayı seçtim. belki bir iki saat sonra trafik yoğunluğunu atlatınca giderim, kim bilir... lakin en son geçtiğimiz pazartesi girdiğim ilişkiden sonra uzun uzun düşünmüştüm. seks ve alkole harcadığım zamanı başka bişeye harcasaydım ne olurdu diye... ha, birinci planım çok mu mantıklı veya yararlı? tabii ki hayır. ancak en azından yeni biriyle tanışacaktım ve sosyalleşecektim içgüdülerimden bağımsız olarak... bilmiyorum, bomboş içiyorum işte.

gel zaman git zaman farkettiğim tek bir şey var ama: gerçekler, çıplak ayakla ıslak zeminin üzerinde farketmemiz için tasarlanmıştır.

aha elektrik geldi. fena da olmadı aslında. ancak şu son satırları yazmadan kalkmam bilgisayar başından.

pardon, daktilo başından. hepimiz içgüdüsel olarak yaşıyor, tavır ve kararlarımızı içgüdülerimizin kontrolüne bırakıyoruz. en mantıklısı da, en duygusalı da içgüdülerinin kumandasında. ancak temel içgüdü sevişmek değil, gizlemek. kimi komik davranıyor duygularını gizlemek için, kimiyse duygusal davranıyor abazalığını gizlemek için ve "ben ilişki istiyorum, ciddi ilişki." diyor. finalde de şu var, (revolver filminden)

we are all monkeys, wrapped in suits. (hepimiz, takım elbiseler içindeki maymunlarız...)

aralık 11

md

Hiç yorum yok: