Google+ boş mideye iki duble viski: Lan?

13 Haziran 2009 Cumartesi

Lan?

Sıradan bir yaz gecesi... Taksim'e çıkacağız Caner'le. Ecem ve Gün diye iyi insanlardan oluşan bir çiftin yanına gideceğiz, hiç bir beklenti yok bir iki arjantin dışında... Gün aldı bizi Tünel'den, yürüyoruz Asmalımescit'te... İlk kez geçiyorum oradan, göz bebeklerim büyüdü tabi. Bir sürü yabancı, herkes eğleniyor çıldırıyor.

Sakin bir mekana geçtik, hoş bir teras... Biralarımızı yudumlarken 5 (sayıyla 5) adet yabancı kız geldi, masa bakarlarken Caner de bunlara bakıyor. Bense hem kızlara hem Caner'e bakıyorum. Süper perspektifteyim ama ne yalan söyleyeyim benim de dikkatimi çekti hatunlar...
-Yavaş ulan yavaş bu kadar bakma, dedim.
-Yok ben garsona bakıyorum göz teması kurmaya çalışıyorum.

Ecem'le Gün'ün kahkahaları akabinde kızlar oturdular terasın bir köşesine. Biz de Caner'le birlikte kızlarla göz kontağı kurmaya çalışıyoruz, ne yapıp oturulabilir yanlarına bunu düşünüyoruz. Çok taş değiller de bir tanesi Paris Hilton'un klonu... Kafayı çevirip muhabbetimize devam ettik orada olduklarını bilerek... Bir iki göz teması tuvalet kalkışları sırasında. Sonra Gün bize masayı gösterdi... Beynimden vurulmuşa döndüm. 4 saplı masadan 1 sap, daha doğrusu 1 apaçi ilk adımını çok iyi kullanmış ve kızların yanına oturmuştu. Ben çıldırmalardayım... Kızlarla bir şey yaşamak değil amacım, [yaşasak güzel olabilir lakin muhabbet tamamen yüksek egolarımdan kaynaklanıyor] ama az buz bir şeklimiz var ve kendime kızıyorum neden onlar bunu becerebiliyor da ben beceremiyorum diye. Akabinde bir kahkaha geldi o masadan... Kafayı bir çevirdim 4 sap kurmuşlar merkez üssü kızların masaya.

-Ama bu nispettir, dedi Caner.
-Çekip vuracam kendimi anasını satayım, şeklinde cevapladım.

Ecem içinde bulunduğumuz duruma kopuyor. Gün 15 20 dakika sonra asılan suratlarımızı bir gözlemiyle, bir tespitiyle tekrar eski moduna geçirtti.

-Abicim rahat olun, bakın masaya kızlar deli gibi sıkılıyor ve birazdan elemanlar ne yapacaklarını düşünecekler çünkü muhabbet kesiliyor. Muhtemelen ya kızlar gidecekler, ya da elemanlar kalkacaklar masadan ve meydan size kalacak.

Bekliyoruz, hiç öyle olmuyor... Nispetler devam ederken tuvaletin yolunu tutuyorum. Kapıyı 2 tıklattıktan sonra içeri girmeye çalışıyorum... Kilitli. Kapı açılıyor, yabancı kızlardan biri çıkıyor ve ben nazikçe "excuse me" diyor içeri giriyorum. İşte o anki hislerimi size anlatamam sayın okur. Kız sucuğu bırakmış tuvalete... Sifonu çekiyorum sucuk uzak diyarlara kaçıyor, evini terk edip göç ediyor büyük şehre. Evet, kızlar da sıçabilir ama sorun şu ki, neden? Neden sifonu çekmek konusunda hiç bir hassasiyet göstermiyor bu kız, bu Elaine, bu Helen, bu Andrea? Bak ben çektim gitti. Tüm konsantrasyonumu yitiriyorum işemekle ilgili. Korkuyor içimde büyüyenler, "o canavarın girdiği deliğe girmeye hazır değiliz" diyorlar sanki. Üzülüyorum. Hem kendi sağlığım için, hem de içimdekilerin psikolojisi için... Masaya geçiyor olayı anlatıyorum kopuyorlar. Sinir yine had safhalarda... Suratım iyice asılıyor. "Yabancıların masasına gidip Türk elemanlara kızın sucuğu nasıl bıraktığını anlatsam mı?" diye düşünüyorum.

Kalkıyoruz mekandan ağır ağır. Barın girişinde paralar ödenirken nispetin hası geliyor. Sucuğu bırakan hatun omzumdan hafifçe dürterek ateş istiyor. Yakıyorum sigarasını. Bir şeyler bekliyor, elim ayağıma dolaşıyor, konuşamıyorum. Sucuk geliyor aklıma, apaçilerin suratları geliyor aklıma, egolarım geliyor aklıma ve kilitleniyorum. O da arkasını dönüp gidiyor. Ama ne diyebilirsin ki kıza, şunun İngilizce'sini o an düşünebilirsin küçük bir ihtimal de nasıl söylersin?

-Güzel kızsın çekicisin, Natalie'sin ama sucuğu bırakmışsın utanmadan. Ayıp değil mi ulan?

Çıkıyoruz bardan, dolambaçlı yollardan geçerek yürümeye devam ediyoruz... Yol boyu sigara üstüne sigara yakıyorum çünkü gururu örselenmiş hissediyorum kendimi her ne kadar sucuğu bırakan kız ateş istese de... Gecenin en güzel kısmını da işte o aralar yaşıyorum. Leman Kültür'ün oradan geçiyoruz. Bardan kızlarla birlikte çıkan saplar sap sap ortam aramaya devam ediyorlar. Sırıtıyorum. "Durum 1-1" diye düşünüyorum ama bu gidişatın nasıl değiştirilebileceği, bu egolarımın nasıl dizginlenebileceği sorusu da kafamı kurcalıyor... Eve gidiyorum, büfeden 10 liralık rezil bir şarap alıyorum. Demleniyorum evde... Ruh yolculuğum yatağımda bitiyor.


Yorum Gönder