Google+ boş mideye iki duble viski: Düşkün değil, düşmüşün anıları 10

28 Aralık 2013 Cumartesi

Düşkün değil, düşmüşün anıları 10



(Aşağıdaki yazı, Karga Mecmua ve Koza Dergi tarafından reddedilmiş yazılarımdan biridir. Hadi iyi eğlenceler.)
2003'tü. Liselere giriş sınavının adı o dönem LGS idi. Sınav bitiminde, salondan sırıtarak çıkan tek tip olduğumu söylemişti babam. Bir iki ay sonunda, sırıtan da babam oldu. Onun öğretmenlik yaptığı liseye düşmüştüm. Sınav sonucumu duyduğumda ağlamıştım.
Zaten boktan geçen ergenlik dönemimin uzunca bir süre daha devam edeceğini, babamın çalıştığı okulda okuyacağımı öğrenmemle anlamıştım. O dönem, kendimi iyi hissetmem için tek sebebim; oturduğumuz apartmanın hemen yanında yaşayan Cansu'ydu.
Cansu ile yaşıttık. Renkli gözlü, 1.70 boylarında, güzel bir kızdı. Siteye yeni taşınmıştı. Herkes peşindeydi çünkü hormonlar, sadece vücudumuzu değil; beynimizi de kontrol ediyordu o dönem. Bir şekilde tanıştım onunla. Cansu, iyi aile kızıydı. Balkondan balkona yaptığımız konuşmaları annemin dinlemesine sebebiyet verecek kadar iyi aile kızıydı hatta. Ondan hoşlandığımı bile söyleyememiştim çünkü mesajlaşmalarımızdan birinde sarf ettiğim "canım" kelimesine bile vurgu yapmış ve bu samimiyete ulaşmadığımızı belirtmişti.
Ortaokulda "winner" kelimesinin hakkını veren çocukların hobileri arasında piyano çalmak, basketbol takımının kaptanlığını yapmak, liselilerle muhabbet etmek, kızlarla voleybol oynamak vardır. Kaybeden ya da "loser" kelimesinin hakkını veren çocuklar ise okuldan arta kalan zamanlarını içerek değerlendirirler. Tam bir loser olmamdan ötürü, her gece içerdim; arkadaşlarımla, yaz geceleri...
İçtiğimiz de bira ya, neyse.
Bir gece alkolün dozunu fazla kaçırmış olacağım ki, en fazla 100 metre uzağımda olacağını bildiğim halde, Cansu'yu aradım.
-Ne yapıyorsun?
-İyiyim Mahmut, sen nasılsın?
-İyi benden de.
-Ee?
-Hiç.
-Sen içtin mi? (Ses tonu yargılayıcıydı ve o yaşta içiyor olmamı anormal bulmuştu)
-Evet.
-Bir bak bakalım yaşıtlarından içen var mı? Aman neyse bana ne. İyi geceler.
-------------------------------------------
Sınav sonucumu öğrendikten sonra dövme yaptırmak için gittiğim dükkanda dilim düğümlenmişti. Cebimde param vardı, ancak sadece on altı yaşındaydım. Murphy kanunlarına göre dilediğiniz şeyleri yapmak için zamanınız varken, paranız olmaz. (Öğrencilik/bekarlık) Dilediğiniz şeyleri yapmak için paranız varken, zamanınız olmaz. (İş hayatı/Emeklilik)
Dövmecinin, yaşımı anlayıp kimlik soracağını düşündüğümden ötürü[Hoş, ilk dövmemi yaptırırken de aynı adamla karşı karşıyaydım, 17 yaşındaydım ve kimliğini göstermek istemeyen ancak dövme yaptırmak isteyen liseli çocukla dalga geçiyordum] "Piercing yaptırmak istiyorum." demiştim.
Nerene? diye sorduğunda geri dönüşü olmayan yola girdiğimi fark etmiştim. Sol kulağıma, endüstriyel ya da köprü adı verilen zamazingodan taktırmakla kalmamış, sol kaşımı da deldirmiştim.
Eve vardığımda birazcık sarhoştum. Adamın yaptığı piercing kulağımı rahatsız etmekle kalmamış,  kulağımın adeta kırmızı bir elf kulağına benzemesine sebep olmuştu. Görüntü çirkin olduğu kadar, can da yakıyordu.
Köprünün üst tarafındaki topu hafifçe gevşetmeye çalıştım. Bunu yapabileceğimi düşünecek kadar alkollüydüm herhalde. Topu döndürmemle mermerden hafif bir tıkırtı gelmesi bir oldu. Top çıkmıştı ve tuvaletin hemen yanındaki kilere kaçmıştı...
Annem, o tıkırtıya uyanmıştı. (Anne, ya da kadın içgüdüsü, adını sen koy.) Saçlarımla kapattığım piercing ve köprü gün be gün ortadaydı.
-Ne oldu?
-Bir şey yok ya.
Bir yandan yerde topu arıyordum. Kan damladı kulağımdan.
-Oğlum ne oldu?!
Annemin ses tonu sadece endişe değil, kızgınlık da içeriyordu.
Önce kulağımı, saçımı sıyırınca da kaşımdaki piercingi gördü. Deliye dönmüştü. Saat gecenin ikisi falandı...
-Kalk, uyan! dedi babama.
-Hah, ne olmuş?
-Mahmut yine piercing yaptırmış, bi yerini deldirmiş, kulağı kanıyor şu an.
-Eşşoğlueşşek, diyip geri yattı babam.
Annemin evhamı doruk noktasına ulaşmış olacak ki, bir anda üstünü değiştirdi, arabanın anahtarını aldı ve beş dakika içinde özel bir poliklinikte buldum kendimi.
Doktor, yeni uyanmıştı ve ağzı açlık-sigara kokuyordu. Pansuman yapıldıktan sonra, sabah erken saatlerde bir de kontrole gelmemi istemişti.
Eve gittiğimiz gibi kendimi yatağa attım. Annemin zorlamasıyla uyandırıldım. Babamla beraber, aynı polikliniğe gidiyorduk...
-Oğlum, ben piercinge falan karşı olan bir baba değilim.
-Sağol.
-Ama şimdi yarın bir gün üniversitede radikal bir grup sana bu piercing midir nedir, onu gördüğü için çatabilir.
-Bir şey olmaz.

-Peki, sen en iyisini bilirsin.
Kontrolden sonra eve geldik. Annem ve halam, kahvaltı masasında beni karşılarına oturttular. Halam; suratımı deldirmiş olduğumdan ötürü benimle konuşmuyordu, annem ise ağzını açtığı an, şunları söyledi.
-Bir bak bakayım etrafında böyle şeyler yaptıran var mı?
-----------------------------------------------------------------
Okulu bitirdiğim an soluğu bir dijital reklam ajansında almıştım. Yazmayı seviyordum ve metin yazarlığının doğru tercih olduğunu düşünüyordum.
Başladığım işte, gelirim çok yüksek değildi çünkü başlangıç seviyesindeydim. Herkes beni tebrik etmişti. Ailem, arkadaşlarım... İşe girdiğim için tebrik telefonları alıyordum.
Geçen bir buçuk iki aydan sonra, sadece yaşımla ilgili olduğunu düşündüğüm soruların aslında hayat tarzımla alakalı olduğunu anladım. Sorular, yeniden başlıyordu...
-Neden mesleğini yapmıyorsun? Etrafında senin bölümünden mezun olup da böyle şeylerle uğraşan kimse var mı? Yoktur tabii!
Anlatmaya çalışıyor, anlatamıyordum. Daha önceki tecrübelerimde karşıma aldığım insanlarla ortak paydayı bulamamış olmamı yaşıma bağlıyordum. Fakat bu sefer, kendimi iyi ifade ettiğim için girdiğim işte neden çalıştığımı insanlara ifade edemiyordum.
İşle beraber, yeni mezun erkeklerin sıklıkla karşılaştığı standart sorulara karşı da bir kaleci edasıyla baraj kurduruyordum.
-Eh, artık işe de girdin, ciddi bir ilişkin olur?
-Askere ne zaman gideceksin?
-Bir yüksek lisans yaparsın artık.
Üçü de, aklımda olmayan ve uzun bir süre de olmayacak şeylerdi. Barajı kurarken, yani soruları cevaplarken bir yerden sonra sesimi yükseltmeye başlıyordum. Sonunda da nedense serbest vuruş nizami olmasa da hakem golü veriyordu. Maç bitmişti, ben hala gol yiyordum...
Belli normların dışına çıktıkça, toplumun kafasında soru işareti bırakıyor olmanız muhtemeldir. Ancak toplumun ya da çevrenizdekilerin büyük çoğunluğunun zihinlerinde büyük, kalın ve kesinlikle Comic Sans MS fontuyla yazılmamış soru işaretleri bırakıyorsanız, sıkıntının sizde olduğunu düşünürsünüz. Bir noktadan sonra o soru işaretleri, sizin de beyninize yerleşir. Bu minik kemirgen figürler, zamanla yerini ünleme bırakır.
İşte o ünlem işareti büyüdükçe, etrafınızdakileri kaybetmeye başlarsınız. Peki ne uğruna? Normal tanımına girmemek uğruna. Sizce buna değer mi?
Ya da soruyu şöyle soralım; yalnızlığı göze alabilecek kadar yetebilir misiniz kendinize?


Yorum Gönder