Google+ boş mideye iki duble viski: Arıza

18 Şubat 2011 Cuma

Arıza

"Neden böylesin?"
Bunu soran her insan hayatımda yer edinmiştir. Çünkü "Gereksiz atar yapma." gibi yargılamalar veya "Çok havalı..." gibi aptalca çıkarımlar yerine, halet-i ruhiyemin sebebini öğrenmek isterler ve bu her karşılaştığın adama "Naber?" veya "Nasılsın?" gibi kuru bir hal hatır sorma cümlesi değildir.
Bunu şimdiye kadar soran herkesi de hayatıma soktum. Derinden derine, bir şeyleri sorgulayacak ve kesin kanıya, yargısız infaza varmayacak; aynı zamanda da beni önemseyeceklerdi. Önemsenmek? Bazen hoşuma gider. Tabi burada önemseyen insanın kim olduğu, benim için ne ifade ettiği ve bunu nasıl yaptığı önemlidir.
Öte yandan, neden başlık arıza? Bilmiyorum. "Neden böyleyim?" Bilmiyorum. Yanlış giden bir şey mi var? Bilmiyorum. Sorgulamıyorum çünkü kendimi. Genelde verdiğim cevap "Nerede olduğumu bilmiyorum, ne yaptığımı bilmiyorum, nasıl olduğumu bilmiyorum. Sorma artık." olsa da karşımdaki hayatımda bir yer kazanıyor farkında olmadan. Olmasın da, "Sana çok değer veriyorum ben." gibi günümüz sahte cümlelerinin arasında boğmaya gerek yok kimseyi. Tek bildiğim, sek vodkanın acı tadı, kesiklerin bıraktığı kaşıntı hissi, duvar sıvasının sıkılmış yumruklarda beyaz-gri tonlarında durmadığı... Çünkü ben bir arızayım. Fabrika çıkışım defolu. Outlet mağazalarında kendimi sergilemeyecek kadar egoistim, garantisi olmayan ancak deforma olmamış ürünlerin arasına girmekten ziyade, onların zamanla parçalanmalarını, çürümelerini izlerim.
Çürümemiş sağlam olanları yakınımda tutmama rağmen, onların yaptığı jestleri fabrikaya değil; kendi içlerindeki mucizeye bağlarım.
Çoktan unuttum ben kendime nasıl hissettiğimi sormayı. Bıraktım sadece, akışına değil; akıntıya. Kendimi değil, çevremi, durumları, gerçekleşenleri, olayları... Ne bok yerseniz yiyin demek, özen göstermemek sağlıklı kıldı bünyemi. Amaçlarımı, hayallerimi tozlu raflara bir kez daha kaldırmaktan ziyade üç beş sokak kedisinin evine buruşturup fırlatmak, üzerine işemek yerli yersiz çıldırmamı engelledi. Ve ben, bir kez daha diri ve hayatta hissettim. O hayat öpücüğünü sadece kararlarım vermedi bana, alkol tuttu elimden, şiddet ve bir şeyleri parçalama dileklerini gerçekleştirmek; hata olduğunu bile bile o hatayı tatmak, sevdiklerimi kaybedeceğimi bile bile kendimden geriye bir şeyler bırakabilmek, insanlar için değil kendim için; kasmadan ve kısmadan yaşamak kalp masajımı yaptı, kimi değişimleri, değişiklikleri, yenilikleri kabullenebilmek; kimi günümüz teknolojik sünepeliklerine, kimi modern yavşaklıklara sırt çevirebilmek de hayat öpücüğümü verdi.
Karanlıkla aydınlık arasına sıkışmış bir yazı oldu belki de, o zaman size tünelin sonundaki ışığı göstereyim. Ruh gibi olsam da, kirli sakalımın etrafında çakılan bir tanecik kibrit yüzümün alev almasına sebebiyet verecek kadar alkollü olsam da, hiç bir zaman olmadığı kadar hayattayım. Diriyim... Arızayım...
Yorum Gönder