Google+ boş mideye iki duble viski: Kısa, hatta dipnot.

28 Kasım 2013 Perşembe

Kısa, hatta dipnot.

İki ay önceydi.
Daha önce tanışmamıştık, dedi.
Adımı söyledim.
Adını söyledi. Mala bağladım. Ne kendisi, ne görünümü, ne de karakteriydi...
Sadece isim. Bir isim niçin acı çektirir ki? Derinin içine bir matkapla işlediği için mi? Zayıf göğüs kafesinin iskeletini oluşturan kemiklerinin içine kocaman matkaplarla dalabildiği için mi?
Kaldı öyle işte.
El sıkışırken elimin titrediğini fark ettim, diz kapaklarım zonklarken gülümsedim. Tuvalete gittim, kusmaya çalıştım; midem 2. İnönü Savaşı gibiydi.
Kusamadım, yüzüme su çarpıp ofise döndüm. Zor günün ardından eve nasıl gelebildiğimi hatırlamıyordum.
Zamanında çok sık söylemiştim, "Her anti-kahramanın bir hikayesi vardır." Sıkıntı şuydu ki, ben ne kahraman; ne de anti kahramandım. Bir hikayem vardı; ancak karşımdaki kim olursa olsun, kutsaldı.
Gerçekten "adam" olduğunu düşündüğüm arkadaşlarımla, gerçekten kutsal olduğunu düşündüğüm bu koparılmış sikindirik sayfalarda paylaştığım bir hikayeydi.
Hikaye bitti, kitabın ön kapağı; önsöz sayfasını gördü çoktan. Ancak o kapak her açıldığında, derimin altına biraz daha girdi, biraz daha girdi ve yazmayı kesemedim işte.
Ben, yazdıklarıyla ailenizin "Uzak dur." diyeceği; hayatıyla ailenizin rol model benimseyeceği adamım. Ancak hala ağlayan palyaçoyu oynamak için bir sebebim var. Ailenizin bilmediği şey ise şu;
Bu, yalnız bir yolculuk.


Yorum Gönder