İnanıyordum. Onunla geçirdiğim zamana ya da onunla geçirebileceğim zamana, iri göğüslerine ya da benden yaklaşık yirmi beş santim kısa boyuna değil... Siktir olup gidebileceğime inanıyordum, sonunda.
Yürümeye başladık...
-Nasıl intikam alırsın biliyor musun, eski erkek arkadaşından?
-??
-Onun ev arkadaşıyla yatarak.
-Aaa çok mantıklı.
Gecenin sonu ne oldu bilemem lakin, bana on beş dakika boyunca, sevgilisinin ev arkadaşının; onun ağzının içine baktığını, sevgilisinin ise ters 69 seven gizli bir ibne olduğunu anlattı. Hatta sevgilisinin, ev arkadaşına sürekli olarak yemek hazırlamaya çalıştığını bile anlattı. Nasıl bir üçlü trene dahil olduğumu bilmiyordum lakin isimden bağımsız olarak herhangi bir oyun konusunda akıl yürütebilecek kadar zeki olduğumu da sanmıyordum, o gecenin başına kadar...
Kadıköy dolmuşuna binmek üzereydi...
-Gittiğinde ne olacak biliyor musun? "İstersen gel." diyen sevgilinin "Ama zili çalma, ev arkadaşım uyuyor." ihtarına uymayacaksın. Zili çalacaksın ve içeri gireceksin. Muhtemelen ikisini, birbirine sakso çekerken yakalayacaksın, ikisi de birer gizli ibne olduğunu açıklayacak.
-Pisleşme.
-Tamam, peki. Sen, sevgilinden intikam almaya gittiğini söylüyorsun ve bunun için de sevgilinin ev arkadaşını uyandırman lazım. Sevgilin ise, ev arkadaşının uyuduğunu ve bu yüzden zili çalmaman gerektiğini söyledi sana. Dolayısıyla kendini kandırıyorsun.
Bu muhabbetin arasına, sanırım en güzel kobramı saldım...
-Ben, seninle bir şeyler yaşamayı tabii ki de istedim. Ancak, ben gidiyorum. Anladın mı? İki ay sonra yüzümü bile göremeyeceksin. Bizden ne arkadaş olur, ne de sevgili... Bu yüzden, tanıştığımızda seninle arama mesafe koymaya çalıştım. Çünkü biliyorum, mesafeyi ortadan kaldırmaya çalıştığım kimse benimle bambaşka bir yerlere gelebilecek kadar "taşşaklı" değil.
Gözleri doldu, "Daha yeni ev düzdüm, keşke üç ay önce tanışsaydık..." dedi.
Aptallığı, tahammül edebileceğim düzeyde değildi ancak zehri almıştım. Manipülasyon zehrini...
Hiç bir şey hissetmeden ona döndüm ve bir kez daha sihirli kelimeleri söyledim.
-Şimdi, gidiyorsun. Bu sefer, gerçekten sileceğim numaramı, telefonundan. Telefonunu ver.
-Hayır, vermeyeceğim.
-Bu, beni son kez hayal kırıklığına uğratışın. Oraya, intikam almaya değil, saatlerdir arkasından sövdüğün sevgilinin yanına gidiyorsun.
-Oradan sana gelirim belki?
-Ben ikinci şans mıyım? Hayır, olmaz. Ver şimdi telefonunu.
Birazcık özgüven veya küfürle, maalesef ki Türk erkeklerinin elde edemeyeceği bir şey yoktur, Türk kadınları üzerinde...
-Tamam al.
Önce numaramı sildim, sonra arama kayıtlarını sildim, o sırada o "Merak etme hatırlamam numaranı ya uff!" derken.
-Numaran bende yok ama nolur eve gidince beni ara.
-Ben yolumu bulurum, bu travestilerin arasında az yürümedim.
-Ben de yürüdüm ama ne olur. (Altta kalmama çabası...)
-Belki ararım.
Yoldan bir taksi çevirdim, onun beynini allak bullak ettiğimi bilerek. Taksiye binince attığım mesaj tam olarak şuydu:
"Şarjın az önce bitti. Eve vardığımdan, atacağım bir mesajla haberin olacak evet. Sorun numaram değildi, şarjındı. Numaramı sil olayını da yedin... İki aya numaram bile değişecek zaten...."
not: Muhtemelen ibne olduğunu düşündüğü erkek arkadaşının altında şu an, Selen. Ama, yaşadığım ego tatmini, her şeyden öteydi. Telefon numarası? Çoktan değişti...
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Depozitolu şişelerin iadesi ile alınan beş bira
Öncelikle, boktan bir sabaha uyandım. Dört saat bile uyumamıştım. Boktan bile değil, gerçekten zor bir sabahtı. Okula gittim, midem yanıyordu; gecenin dördünde yediğim bir buçuk çift lavaş Adana dürümden ötürü. Ardından aklımdan hep Skyrim'deki (Clan Battleborn'dan bir eleman, Whiterun'da) "You've been a good friend to me, that means a lot." repliğiyle aklıma gelen Can ile eve geçtik. Sabah boyunca sadece bir poğaça ve metro çıkışında bir portakal suyu içmiştim. Kahveye abanınca midem fena oldu. Kusmak için kendimi zorladım, beceremedim. Çıkan, üç beş balgamlı hafif meşrep; kısa menzilli kusmuk kütlesiydi ki, vücudum gece yediğim hurmaları sindirebilmiş olmalıydı.
-Off, şöyle on bir, on iki gibi bir seks olsa...
Evet, aynen bu cümleyi kurdum. Cümlenin ardından bir saatten belki biraz fazla, belki biraz az vakit geçti ki telefonum çaldı, "Ben uyuyacağım." dedikten sonra, yatakta kıvranırken. Arayan; şuradaki kadındı ki numarasını bile silmiştim o ara yaşadığım egoistik travmanın ve şokun üstesinden gelebilmek adına: (http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/2013/04/glikozla-kuvvetlendirilmis-msr_26.html)
Beni Dorock'a çağırdı, ben onu Turgut Abi'nin shot barına çağırdım, "Olmaz, Taksim'de buluşalım." dedi, "Rock N Rolla'ya gidelim, param yok." dedim. Anlaştık. Hoş, bizim anlaşmamızın ardından, ben hazırlanırken ev arkadaşımın "RNR kapanmış." demesi pek olmadı gibi ancak en azından intikam almaya gidiyordum. Aklımda üç ihtimal vardı...
Birincisi, cinsel ilişki sonrası "Hadi bana eyvallah yavrum." diyerek pılımı pırtımı toplayıp eve dönmek; ikincisi "Ben buraya sadece bunu yapmaya geldim." diyerek telefon numaramı onun telefonundan silip bambaşka bir hayal kırıklığı yaratmak ve üçüncüsü; ilk iki şıkkı beceremeyip eve sap sap dönmekti. Sanırım, benim için en sağlamı oldu...
Selen, gittiğimde çökük, bitik bir vaziyetteydi. Makyajı yoktu, en yakın arkadaşıyla buluşup içmeye gelmiş gibi bir hali vardı ve ölüydü. Biramın yarısına gelemeden ben, ağlamaya başladı. İlk başta kıpırdandım, ardından sessiz kaldım. Evet, yaklaşık bir ay önce onu çok arzulamıştım, deliydi çünkü ve çok güzel göğüsleri vardı. Kendini sakınmayı da çok iyi bildiği için çıldıracak konuma getirmişti beni ki benim çıldırmam iki gün bile sürmez, "kafamın içinde filler sikişirken." Sonuç olarak karşımdaydı, iş bulamadığından, bir ay içinde hayatına(ya da içine) aldığı insanları nasıl öldürecek konuma geldiğinden bahsediyordu. Bahsederken de gözyaşı döküyordu.
Bir kadının sarhoş, yalancı ya da "sevgilisinden yeni ayrılmış" gözyaşlarından ne zaman etkilendiğimi hatırlamıyorum en son ki bunun için kendi blogumda geriye gitmem lazım. Ne bu hikayeye, ne de birazdan hikayesinin devamını getireceğim kadına değer bir şey değil bu, özellikle bu kafadayken.
Bir telefon geldi, sevgilisinden.
Yaklaşık on beş dakika konuştu sanırım ki o sırada ben, ters tarafta oturan Zehra'ya bakıyordum. Evet, bu benim en son geçen sene yattığım iri göğüslü Zehra'ydı. Kendi memeucunu yalayabilecek kadar büyüktü memeleri. Game Of Thrones'taki Joffrey piçinin fantezileri gibi, kamerada yalatmıştım kendi memelerini ona. Joffrey piçiyle farklarımız; onun "babadan" ötürü değil, "anadan"ötürü piç olması ve benim; Zehra göğüslerini kamerada yalarken otuz bir çekmemdi ki en iyi on sanal seksime girer sanırım bu. Hoş, bir de Westeros'ta webcam icat edilmemişti daha...
Sonuç olarak Zehra'ya birazcık salça oldum, Selen telefonda eski-yeni veya komplike sevgilisyle konuşurken. Ardından, gayet iyi hissedereken yerime döndüm çünkü o gece herhangi bir şeyi yapmaya doğru eğilip büküldüğünü hissettiğim Selen yediğim bokları görmemişti.
Selen, önce telefonu kapattı. Ardından yavaşça masaya koydu ve anlatmaya başladı. Sevgilisinin ona "Bizim eve giren kadın çok oluyor ve senin bunu kıskanman beni gergin ediyor." diyerekten kendisini fuckbuddy kıvamına getirmeye çalışmasından başlayıp, bunun kendini rahatsız hissetmesine; sorunun kendisinde olduğunu bilmesine ve "Ben oraya geliyorum." dediği anda adamdan aldığı "Tamam, istersen gel." şeklinde yarım ağızlı cevaba kadar. (Hoş, sorun bence sinsi sinsi "Imm, ben bir şeyler yaşayabilirim bebeğim, ama yaşamayadabilirim, bu yüzden rahatsız oluyorum." diyecek kadar 'ilişki' kavramının anasını siken "booty call master"dadır her zaman.)
Gideceğini söyledi. Ancak, ben buna hazır değildim. "Telefonunu ver, en azından numaramı sileceğim, beni siki bokuna buraya getirdin." dedim. Bunu da yedi safım... İki ay sonra ondan millerce uzakta, serserilik peşinde koşacaktım fakat bunu bilmesine rağmen tek cevabı, "Sen, güçlü bir karaktersin. 'Ver telefonunu numaramı sileceğim' diyebiliyorsun ancak ben senin kadar güçlü değilim." oldu. Canımı yakmıştı, canını yakmak istiyordum ve düşündüğü kadar güçlü değildim. Sadece, bu oyunu en son seneler önce oynamıştım ve yalan söyleyebildiğimi fark etmiştim uzun zaman sonra. Oysa, benim hissettiğim enerjinin farkında bile değildi...
Velhasıl, biralar bitti; yenileri geldi ve bu bir kaç kez tekrarladı kendini...
Sonra koluna girdim, "Seni çok güzel bir yere götüreceğim." diyerek, alkol ruhsatı bile olmayan bir jazz bara geçtik. Orayı sevmiyordum, ancak az öncesinde nefes almaya çalıştığımız Dorock'ı da sevmiyordum. Taksim'deki hiç biryeri sevmeyen adamdım ben. Marjinal değildim, sadece kalabalıklardan tiksiniyordum.
Mevzu-bahis dükkan bozması jazz barda birer bira daha, sonra "Son bir bira içebilir miyiz?" diyerek gözlerinin içine bakmam, aldığım "Ben içmeyeceğim hayır." cevabı ve aldığım tek bir Efes Malt...
Hikayenin devamı? Birazdan... Çünkü en heyecanlı bölümü devamı...
-Off, şöyle on bir, on iki gibi bir seks olsa...
Evet, aynen bu cümleyi kurdum. Cümlenin ardından bir saatten belki biraz fazla, belki biraz az vakit geçti ki telefonum çaldı, "Ben uyuyacağım." dedikten sonra, yatakta kıvranırken. Arayan; şuradaki kadındı ki numarasını bile silmiştim o ara yaşadığım egoistik travmanın ve şokun üstesinden gelebilmek adına: (http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/2013/04/glikozla-kuvvetlendirilmis-msr_26.html)
Beni Dorock'a çağırdı, ben onu Turgut Abi'nin shot barına çağırdım, "Olmaz, Taksim'de buluşalım." dedi, "Rock N Rolla'ya gidelim, param yok." dedim. Anlaştık. Hoş, bizim anlaşmamızın ardından, ben hazırlanırken ev arkadaşımın "RNR kapanmış." demesi pek olmadı gibi ancak en azından intikam almaya gidiyordum. Aklımda üç ihtimal vardı...
Birincisi, cinsel ilişki sonrası "Hadi bana eyvallah yavrum." diyerek pılımı pırtımı toplayıp eve dönmek; ikincisi "Ben buraya sadece bunu yapmaya geldim." diyerek telefon numaramı onun telefonundan silip bambaşka bir hayal kırıklığı yaratmak ve üçüncüsü; ilk iki şıkkı beceremeyip eve sap sap dönmekti. Sanırım, benim için en sağlamı oldu...
Selen, gittiğimde çökük, bitik bir vaziyetteydi. Makyajı yoktu, en yakın arkadaşıyla buluşup içmeye gelmiş gibi bir hali vardı ve ölüydü. Biramın yarısına gelemeden ben, ağlamaya başladı. İlk başta kıpırdandım, ardından sessiz kaldım. Evet, yaklaşık bir ay önce onu çok arzulamıştım, deliydi çünkü ve çok güzel göğüsleri vardı. Kendini sakınmayı da çok iyi bildiği için çıldıracak konuma getirmişti beni ki benim çıldırmam iki gün bile sürmez, "kafamın içinde filler sikişirken." Sonuç olarak karşımdaydı, iş bulamadığından, bir ay içinde hayatına(ya da içine) aldığı insanları nasıl öldürecek konuma geldiğinden bahsediyordu. Bahsederken de gözyaşı döküyordu.
Bir kadının sarhoş, yalancı ya da "sevgilisinden yeni ayrılmış" gözyaşlarından ne zaman etkilendiğimi hatırlamıyorum en son ki bunun için kendi blogumda geriye gitmem lazım. Ne bu hikayeye, ne de birazdan hikayesinin devamını getireceğim kadına değer bir şey değil bu, özellikle bu kafadayken.
Bir telefon geldi, sevgilisinden.
Yaklaşık on beş dakika konuştu sanırım ki o sırada ben, ters tarafta oturan Zehra'ya bakıyordum. Evet, bu benim en son geçen sene yattığım iri göğüslü Zehra'ydı. Kendi memeucunu yalayabilecek kadar büyüktü memeleri. Game Of Thrones'taki Joffrey piçinin fantezileri gibi, kamerada yalatmıştım kendi memelerini ona. Joffrey piçiyle farklarımız; onun "babadan" ötürü değil, "anadan"ötürü piç olması ve benim; Zehra göğüslerini kamerada yalarken otuz bir çekmemdi ki en iyi on sanal seksime girer sanırım bu. Hoş, bir de Westeros'ta webcam icat edilmemişti daha...
Sonuç olarak Zehra'ya birazcık salça oldum, Selen telefonda eski-yeni veya komplike sevgilisyle konuşurken. Ardından, gayet iyi hissedereken yerime döndüm çünkü o gece herhangi bir şeyi yapmaya doğru eğilip büküldüğünü hissettiğim Selen yediğim bokları görmemişti.
Selen, önce telefonu kapattı. Ardından yavaşça masaya koydu ve anlatmaya başladı. Sevgilisinin ona "Bizim eve giren kadın çok oluyor ve senin bunu kıskanman beni gergin ediyor." diyerekten kendisini fuckbuddy kıvamına getirmeye çalışmasından başlayıp, bunun kendini rahatsız hissetmesine; sorunun kendisinde olduğunu bilmesine ve "Ben oraya geliyorum." dediği anda adamdan aldığı "Tamam, istersen gel." şeklinde yarım ağızlı cevaba kadar. (Hoş, sorun bence sinsi sinsi "Imm, ben bir şeyler yaşayabilirim bebeğim, ama yaşamayadabilirim, bu yüzden rahatsız oluyorum." diyecek kadar 'ilişki' kavramının anasını siken "booty call master"dadır her zaman.)
Gideceğini söyledi. Ancak, ben buna hazır değildim. "Telefonunu ver, en azından numaramı sileceğim, beni siki bokuna buraya getirdin." dedim. Bunu da yedi safım... İki ay sonra ondan millerce uzakta, serserilik peşinde koşacaktım fakat bunu bilmesine rağmen tek cevabı, "Sen, güçlü bir karaktersin. 'Ver telefonunu numaramı sileceğim' diyebiliyorsun ancak ben senin kadar güçlü değilim." oldu. Canımı yakmıştı, canını yakmak istiyordum ve düşündüğü kadar güçlü değildim. Sadece, bu oyunu en son seneler önce oynamıştım ve yalan söyleyebildiğimi fark etmiştim uzun zaman sonra. Oysa, benim hissettiğim enerjinin farkında bile değildi...
Velhasıl, biralar bitti; yenileri geldi ve bu bir kaç kez tekrarladı kendini...
Sonra koluna girdim, "Seni çok güzel bir yere götüreceğim." diyerek, alkol ruhsatı bile olmayan bir jazz bara geçtik. Orayı sevmiyordum, ancak az öncesinde nefes almaya çalıştığımız Dorock'ı da sevmiyordum. Taksim'deki hiç biryeri sevmeyen adamdım ben. Marjinal değildim, sadece kalabalıklardan tiksiniyordum.
Mevzu-bahis dükkan bozması jazz barda birer bira daha, sonra "Son bir bira içebilir miyiz?" diyerek gözlerinin içine bakmam, aldığım "Ben içmeyeceğim hayır." cevabı ve aldığım tek bir Efes Malt...
Hikayenin devamı? Birazdan... Çünkü en heyecanlı bölümü devamı...
Duyuru
"Depozitolu Şişelerin İadesi İle Alınan Bira" isimli seri konusunda çok güzel bir yorum geldi yakın zamanda. Hem yapıcı, hem de yaratıcı. Öncelikle aşağıdaki linkteki ikinci yorumu yazan arkadaşı tebrik ediyorum. (İroni değildir.)
http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/2013/05/depozitolu-siselerin-iadesi-ile-alnan_10.html
Bugünden itibaren bu seri; "Depozitolu Şişelerin İadesi İle Alınan Bira (yazı numarası)" şeklinde değil, "Depozitolu Şişelerin İadesi İle Alınan (yazı numarası) Bira" şeklinde devam edecektir. Anonim arkadaşımıza buradan şükranlarımı iletiyorum.
Ha duyurunun esas amacı, ben galiba mutluyum lan. (Hayatımda değişen pek bir şey yok, ama mutluyum.)
http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/2013/05/depozitolu-siselerin-iadesi-ile-alnan_10.html
Bugünden itibaren bu seri; "Depozitolu Şişelerin İadesi İle Alınan Bira (yazı numarası)" şeklinde değil, "Depozitolu Şişelerin İadesi İle Alınan (yazı numarası) Bira" şeklinde devam edecektir. Anonim arkadaşımıza buradan şükranlarımı iletiyorum.
Ha duyurunun esas amacı, ben galiba mutluyum lan. (Hayatımda değişen pek bir şey yok, ama mutluyum.)
10 Mayıs 2013 Cuma
Depozitolu şişelerin iadesi ile alınan bira 4
Sabah uyanır uyanmaz, bir iki dal sigara içtim.
Pakedim bitince, bakkala gittim,
Hem aileme göndereceğim albüm, kitap gibi "yarayışlı" eşyaları,
Hem de anısı olanları içine koyabilecek bir koli almak ve
Yine masa altından bir paket sigarayı "hesaba" yazdırmak için.
Eve geçince, yıllarca doldurduğum cdlere baktım.
Kiminin içi film, kimi porno, kimi dizi, kimi müzik...
Teker teker bilgisayara taktım hepsini,
Bazı pornoları seçip, bilgisayarıma aktardıktan sonra,
Sosyal medyada son "iyiliğimi" yaptım ve bir ilan yazdım.
"Yüzlerce film, porno, şarkı ve dizi içeren DVDlerimi,
Alıcı ödemeli kargoyla birilerine gönderebilirim."
Kimse siklemedi, "Cloud Computing" sebebiyle.
O dvdlerin arasından çıkan bir iki eski fotoğraf,
Bir iki eski video (2006 öncesi, yaş 16 iken çekilenler),
Bu bok çukurunun, bataklığın içine girmeden önce de,
Mutlu olduğumu hatırlattı bana.
Sonra, patlattım.
Nerede hesabım varsa sildim.
Speed dating sitelerinden tutun da;
"Artık kısa cümleler kuruyorum." şeklinde;
Milletin götünü yırttığı Twitter'a kadar...
Facebook, Getglue,
Ekşisözlük(blog reklamını yaptığım için yarayışlıydı) bile kapandı.
Bunları yazarken telefonumu bile sessize aldım,
Faith No More'dan Evidence çalıyor yine.
Dijital dünyamı siktim.
Dijital dünyamın içine bir "glory hole" açtım ve ter kokan aletimi içine soktum.
Başlangıçta delik çok kuru geldi, canım yandı,
Deliğin etrafındaki tırtıklar aletimin damarlarını kesti.
Sonra, bir kez daha tükürdüm "sosyal medyaya" ve;
Bakire olduğunu iddia eden ancak ağzına ya da arkasına almaktan hoşlanan;
Bir kadının götüne girdiğim gibi girdim, kayganca.
Yarın öbür gün, tekrar sosyal medyanın bir takma yarrakla,
Bana arkadan girmesini isteyebileceğim için,
Yaptığım çoğu hareketin geri dönüşü vardı.
Bu yüzden, Linked.in ve Couchsurfing profilim kaldı.
En azından yarayışları vardı.
Ya da Ekşisözlük, en azından blog reklamı yapıyordu.
Ya da speed dating, kolay saksoyu getiriyordu.
Alayının canı cehenneme.
Götümü sandalyeye çivileyip daha fazla yazmamı sağlayacaksa;
Alayının canı bir kez daha cehenneme.
Hem, insanlardan nefret ettiğini söyleyen çakma Bukowski'nin;
Sosyal medyanın içinde işi ne?
Günün en keyif aldığım vakti, koliyi doldurduğum vakitti.
Gülümsüyordum, çünkü sikik okulumu bitirebileceğime,
Gerçek bir avare olabileceğime,
Hafif bir çanta ya da valizle gezebileceğime inanıyordum.
Sonra bilgisayarın başına geçtim, bunları karaladım işte.
O hesapların üstünü çizer,
Hepsini tek tek "Geri Dönüşüm Kutusu"na yollarken de;
Aklımdan geçen tek bir şey vardı.
Şarkının sözleri...
"I didn't feel a thing,
It didn't mean a thing."
http://www.youtube.com/watch?v=TPuSJeVOw7I
Pakedim bitince, bakkala gittim,
Hem aileme göndereceğim albüm, kitap gibi "yarayışlı" eşyaları,
Hem de anısı olanları içine koyabilecek bir koli almak ve
Yine masa altından bir paket sigarayı "hesaba" yazdırmak için.
Eve geçince, yıllarca doldurduğum cdlere baktım.
Kiminin içi film, kimi porno, kimi dizi, kimi müzik...
Teker teker bilgisayara taktım hepsini,
Bazı pornoları seçip, bilgisayarıma aktardıktan sonra,
Sosyal medyada son "iyiliğimi" yaptım ve bir ilan yazdım.
"Yüzlerce film, porno, şarkı ve dizi içeren DVDlerimi,
Alıcı ödemeli kargoyla birilerine gönderebilirim."
Kimse siklemedi, "Cloud Computing" sebebiyle.
O dvdlerin arasından çıkan bir iki eski fotoğraf,
Bir iki eski video (2006 öncesi, yaş 16 iken çekilenler),
Bu bok çukurunun, bataklığın içine girmeden önce de,
Mutlu olduğumu hatırlattı bana.
Sonra, patlattım.
Nerede hesabım varsa sildim.
Speed dating sitelerinden tutun da;
"Artık kısa cümleler kuruyorum." şeklinde;
Milletin götünü yırttığı Twitter'a kadar...
Facebook, Getglue,
Ekşisözlük(blog reklamını yaptığım için yarayışlıydı) bile kapandı.
Bunları yazarken telefonumu bile sessize aldım,
Faith No More'dan Evidence çalıyor yine.
Dijital dünyamı siktim.
Dijital dünyamın içine bir "glory hole" açtım ve ter kokan aletimi içine soktum.
Başlangıçta delik çok kuru geldi, canım yandı,
Deliğin etrafındaki tırtıklar aletimin damarlarını kesti.
Sonra, bir kez daha tükürdüm "sosyal medyaya" ve;
Bakire olduğunu iddia eden ancak ağzına ya da arkasına almaktan hoşlanan;
Bir kadının götüne girdiğim gibi girdim, kayganca.
Yarın öbür gün, tekrar sosyal medyanın bir takma yarrakla,
Bana arkadan girmesini isteyebileceğim için,
Yaptığım çoğu hareketin geri dönüşü vardı.
Bu yüzden, Linked.in ve Couchsurfing profilim kaldı.
En azından yarayışları vardı.
Ya da Ekşisözlük, en azından blog reklamı yapıyordu.
Ya da speed dating, kolay saksoyu getiriyordu.
Alayının canı cehenneme.
Götümü sandalyeye çivileyip daha fazla yazmamı sağlayacaksa;
Alayının canı bir kez daha cehenneme.
Hem, insanlardan nefret ettiğini söyleyen çakma Bukowski'nin;
Sosyal medyanın içinde işi ne?
Günün en keyif aldığım vakti, koliyi doldurduğum vakitti.
Gülümsüyordum, çünkü sikik okulumu bitirebileceğime,
Gerçek bir avare olabileceğime,
Hafif bir çanta ya da valizle gezebileceğime inanıyordum.
Sonra bilgisayarın başına geçtim, bunları karaladım işte.
O hesapların üstünü çizer,
Hepsini tek tek "Geri Dönüşüm Kutusu"na yollarken de;
Aklımdan geçen tek bir şey vardı.
Şarkının sözleri...
"I didn't feel a thing,
It didn't mean a thing."
http://www.youtube.com/watch?v=TPuSJeVOw7I
7 Mayıs 2013 Salı
Neden "Boş Mideye İki Duble Viski?"
Bu hikayeyi anlatma gereği duymamın sebebi, Twitter'daki kardeşim Can Erol'dur. (@canerrol) Blog adresimi sevdiğini söylemiş, ben de hikayeyi anlatma gereği duydum.
Öncelikle, bu adresin telifi bana ait değil. Hatta, telifi birine aitse de ağzına sıçayım onun. Bu adresi seçme sebebim, yıllar öncesine dayanır. 2006'da, üniversiteye girmeden önce; bol bol dergi okurdum. cnbc-E'nin dergisini bile alırdım, bütün L-Manyak, Lombak'lar ile beraber. İşte cnbc-E derginin, o zamanlar; müzik kısmı da olurdu, radyo Eksen sponsorluğunda. Helldorado'yu tanıtmak adına, "boş mideye iki duble viski" kıvamında bir grup, demişlerdi. O ara, aklıma kazındı bu tanım. Daha on altı yaşındaydım ve toplasan üç kez viski içmemiştim. Aama dedim ya, aklıma kazındı, hatta gaza getirdi.
Ablam o ara İrlanda'da bir konser vermiş, dönüşünde de babama bir şişe İrlanda viskisi getirmişti. Derginin ilgili kısmını okur okumaz, o şişeyi açtım. Kendi başıma. Anneannemden aldığım minik çay bardağını, shot bardağı niyetine kullanarak; iki değil, on iki duble içtim belki de... Kusup, ağzımı yüzümü sildikten sonra da pert olup yatağa girmiştim. Evde tektim ve saat akşamın altısı bile değildi...
Ertesi gün, babam kendine viski doldurup; üzerine de su katarken utana utana;
-Biraz da ben içeyim mi?
-Sus ulan eşşoğlueşşek! Yarısını içmişsin zaten!
-Bari üstüne su katma, direkt buz koy. Öyle içilmez.
-Hayır, ben böyle içerim.
Tabii seneler sonra öğreniyorum, o füme kokusunun daha derin alınabilmesi adına, viskinin üzerine bir iki parmak su katıldığını. Dedim ya, on altı yaşındaydım ve her boku bildiğimi sanıyordum.
Öncelikle, bu adresin telifi bana ait değil. Hatta, telifi birine aitse de ağzına sıçayım onun. Bu adresi seçme sebebim, yıllar öncesine dayanır. 2006'da, üniversiteye girmeden önce; bol bol dergi okurdum. cnbc-E'nin dergisini bile alırdım, bütün L-Manyak, Lombak'lar ile beraber. İşte cnbc-E derginin, o zamanlar; müzik kısmı da olurdu, radyo Eksen sponsorluğunda. Helldorado'yu tanıtmak adına, "boş mideye iki duble viski" kıvamında bir grup, demişlerdi. O ara, aklıma kazındı bu tanım. Daha on altı yaşındaydım ve toplasan üç kez viski içmemiştim. Aama dedim ya, aklıma kazındı, hatta gaza getirdi.
Ablam o ara İrlanda'da bir konser vermiş, dönüşünde de babama bir şişe İrlanda viskisi getirmişti. Derginin ilgili kısmını okur okumaz, o şişeyi açtım. Kendi başıma. Anneannemden aldığım minik çay bardağını, shot bardağı niyetine kullanarak; iki değil, on iki duble içtim belki de... Kusup, ağzımı yüzümü sildikten sonra da pert olup yatağa girmiştim. Evde tektim ve saat akşamın altısı bile değildi...
Ertesi gün, babam kendine viski doldurup; üzerine de su katarken utana utana;
-Biraz da ben içeyim mi?
-Sus ulan eşşoğlueşşek! Yarısını içmişsin zaten!
-Bari üstüne su katma, direkt buz koy. Öyle içilmez.
-Hayır, ben böyle içerim.
Tabii seneler sonra öğreniyorum, o füme kokusunun daha derin alınabilmesi adına, viskinin üzerine bir iki parmak su katıldığını. Dedim ya, on altı yaşındaydım ve her boku bildiğimi sanıyordum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)