Dün Bourbon'un üzerine sçması için Hürriyet almaya gittim bakkala. Uzun zamandır eski gazete vermiyor bakkal -sabıkalı(dolandırıcılık)- Bülent. Neyse baktım Hürriyet yok, bir Zaman, bir de Radikal aldım. Radikal'i yatmadan önce okurum diye...
İlginç bir araştırma vardı, Twitter'ın blogları yıktığı söyleniyordu. Pucca bile yorum yapmış, günde bir entry bile yazamıyorum bloguma şeklinde serzenişte bulunmuş. Daha doğrusu zırlamış; tarzına uygun şekilde. Neyse, bakkalı da Pucca'yı da(ki bakkala daha fazla değer veririm) bir kenara bırakarak başlığa dönelim...
Efendim, blog mevzuu patladığında; birincil yaklaşım, arkadaşlık sitesi olduğu yönündeydi. Özellikle ülkemizde her siteyi tabir-i caizse; kendince "kız kaldırma" amaçlı kullanan bir kitle var. Açıkçası, bir çok platformda tanıştığım kadınlarla birlikte oldum ancak yaklaşımım belli başlı sitelere -misal Twitter, misal Blogger, misal Ekşisözlük(kıllı ve kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan dişi gorillerle işim olmaz çok; en fazla yoklukta gider)- bu şekilde olmadı asla. Velhasıl, bir hevesle herkes blog açtı, karaladı; sonra salladı.
Ardından bir kesim üç beş yazarın kitabını veya köşe yazısını okuyup gaza geldi, üç beş yazı yazdı ve bıraktı. Bu maymun iştahlı kesimin daha sonra Tumblr'a kaydığının da altını çizelim. Orada da muhtemelen üç beş fotoğraf paylaşıp Tumblr adreslerini Facebook info panellerine girmek dışında bir şey yapmamışlardır.
Gelgelelim; Twitter'ın; bloglara tercih edilmesinin en büyük sebebinin altını çizelim: TEMBELLİK. Günümüzün hastalığı, bir nevi "Filmini yapsınlar izleyelim."cilik, bilgiye açlığımızı üç beş cümleyle pekiştirme isteği... Ancak gördüğüm kadarıyla bu içgüdü, bu üşenme durumu o kadar arttı ki insanlar hiç bir şartta okumaz oldu. Ne gazete, ne kitap, ne dergi ne de bunların yanına bile yaklaşamayacak olan -Kindle almış olmama rağmen- e-booklar, bloglar piyasanın külüstürleri haline geldi. Halbuki "Sefiller"i 15 yaşında okuyup Cihangir'in leş ama entellektüel kafelerinde hava atardı eskiden gençlik. Muhtemelen aynı gençlik hala var, ancak bu sefer hava atma şekilleri; Twitter fenomenleri tarafından kendilerine cevap verilmiş olması... Yazık bile demiyorum artık, kendi bataklığınızda; küçük dünyanızda boğulmaya mahkumsunuz işte, bu kadar basit.
Eskiden sadece ülkeden tiksinirdim, zamanla dünyadan tiksinir oldum.
facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mart 2012 Çarşamba
9 Ekim 2010 Cumartesi
Meme kanseri? Of ki ne of, çok duyarlıyız biz bu konuda!
Meme... Nedir meme? Esasen kadın göğsüne verilen addır. Hayır, TDK falan karıştırmaya çok üşendim hiç mi hiç araştıramayacağım. Meme dediğin erkeği dolgunluğuyla cezbeden, öte yandan fazla iri olmasıyla kamburluğa yol açan, sütyen tarafından desteklenen bir organ. Veya her neyse... Öncelikle başlık hatalı. Meme değil, göğüs kanseri bunun adı. Çünkü erkeklerde de gayet görülen bir olay.(Milyonda bir de olsa... Hoş, ben Oz'daki Ryan ve Barış Manço dışında bir örneğe rastlamadım.)
Kanser sonuçta. Ciddiye alınması gereken bir konu; eğer ki insanları, yaşamayı falan seviyorsanız. ("hayat sevince güzel, sevince tatlı günler; bir kuşu kelebeği, bir taşı sevin yeter" ömrümü yemişti)
Velhasıl-ı kelam; her ekim ayında dünya kadınlarına bir hal geliyor bu illet konusunda. Hemen herkes duyarlılaşıyor, mail'ler forwardlanıyor, sonra bir bakmışız; kadınlar kendi aralarında göğüs kanseri konusunda NE KADAR DUYARLI OLDUKLARINI FACEBOOK ÜZERİNDEN hemcinslerine iletiyorlar. Geçen sene sütyen renklerini yazdılar, bu sene de çantalarını nereye koyduklarını.
http://southernvagrant.blogspot.com/2010/09/gundemdeki-her-olaya-tepkili-turk-genci.html
“Amacınız nedir?” diye sormak yersizdir. Onlar için bu çok da ciddiye alınmayacak, altı üstü eğlenilecek bir oyundur. Öte yandan bu oyun aynı şekilde göğüs kanseri konusundaki duyarlılıklarını yansıtır. Şimdi burada bir ironi var... Eğer ki “çok aptalca” derseniz “Öyle deme göğüs kanserinden her sene kaç kişi hayatını kaybediyor!” cevabını almanız ihtimal dahilinde. Yani hem çok ciddi bir durum göğüs kanseri, hem de oyunu oynanıyor. Her sene bir kez oynadığınız bu oyunla mı duyarlı bir kılıfa girdiğinizi sanıyorsunuz?
Ben göğüs kanseri olsam, bu mail’i forwardlayan dangalağa dava açardım. Ölüyorum ulan burada, siz Küçük Sırlar-Gossip Girl-Sex And The City yapacaksınız benim ölüm sebebim üzerinden.
İşin bir de gizlilik ve cinsellik boyutu var ki sorma gitsin... Sen bu mail’i yayacaksın “kızlar kulübünde”(kadınlar matinesinin modernizasyonu) , bir gün boyunca bütün kadınların iletisi “I like it on the floor;)”, “I like it on the table;)” gibi cinsel çağrışıma fazlasıyla açık(kimsenin böyle bir iletiyi görünce heyecanlanan birine ‘azmış’, ‘abaza’, ‘fesat’ gibi lakaplar takmaya hakkı yoktur, çünkü amacınız da bu çerçevede merak uyandırmak) ve erkekler de bunu sorgulayacak, içi içini yiyecek hepsinin... Sorguluyoruz evet. Araştırıyoruz neymiş diye...(Bu sefer araştırmadım. ekşisözlük’te yaran facebook iletilerinde gezinirken gördüm mevzunun ne olduğunu.) Ancak sır tutmayı da bilmediğinizden google’ın yaklaşık 0.16 saniyede görüntülediği sonuçlardan ulaşıyoruz mevzuya. İnternet çağında, internet üzerinden yaydığınız bir sırrın internet üzerinden rahatlıkla bulunabileceğini idrak edemiyorsunuz galiba.
Bu gereksiz oyun üzerine yazılmış gereksiz yazıyı da(fifa11 error verdi ben de öyle başladım yazmaya, can sıkıntısı...) Kurtlar Vadisi gibi mal bir diziden, duruma cuk oturan klişe bir replikle bitirelim:
“İki kişinin bildiği sır değildir.”
not: ulan şu devirde hırsız olmak vardı... zaten millet andaval gibi yazıyor neyin nerede olduğunu...
Kanser sonuçta. Ciddiye alınması gereken bir konu; eğer ki insanları, yaşamayı falan seviyorsanız. ("hayat sevince güzel, sevince tatlı günler; bir kuşu kelebeği, bir taşı sevin yeter" ömrümü yemişti)
Velhasıl-ı kelam; her ekim ayında dünya kadınlarına bir hal geliyor bu illet konusunda. Hemen herkes duyarlılaşıyor, mail'ler forwardlanıyor, sonra bir bakmışız; kadınlar kendi aralarında göğüs kanseri konusunda NE KADAR DUYARLI OLDUKLARINI FACEBOOK ÜZERİNDEN hemcinslerine iletiyorlar. Geçen sene sütyen renklerini yazdılar, bu sene de çantalarını nereye koyduklarını.
http://southernvagrant.blogspot.com/2010/09/gundemdeki-her-olaya-tepkili-turk-genci.html
“Amacınız nedir?” diye sormak yersizdir. Onlar için bu çok da ciddiye alınmayacak, altı üstü eğlenilecek bir oyundur. Öte yandan bu oyun aynı şekilde göğüs kanseri konusundaki duyarlılıklarını yansıtır. Şimdi burada bir ironi var... Eğer ki “çok aptalca” derseniz “Öyle deme göğüs kanserinden her sene kaç kişi hayatını kaybediyor!” cevabını almanız ihtimal dahilinde. Yani hem çok ciddi bir durum göğüs kanseri, hem de oyunu oynanıyor. Her sene bir kez oynadığınız bu oyunla mı duyarlı bir kılıfa girdiğinizi sanıyorsunuz?
Ben göğüs kanseri olsam, bu mail’i forwardlayan dangalağa dava açardım. Ölüyorum ulan burada, siz Küçük Sırlar-Gossip Girl-Sex And The City yapacaksınız benim ölüm sebebim üzerinden.
İşin bir de gizlilik ve cinsellik boyutu var ki sorma gitsin... Sen bu mail’i yayacaksın “kızlar kulübünde”(kadınlar matinesinin modernizasyonu) , bir gün boyunca bütün kadınların iletisi “I like it on the floor;)”, “I like it on the table;)” gibi cinsel çağrışıma fazlasıyla açık(kimsenin böyle bir iletiyi görünce heyecanlanan birine ‘azmış’, ‘abaza’, ‘fesat’ gibi lakaplar takmaya hakkı yoktur, çünkü amacınız da bu çerçevede merak uyandırmak) ve erkekler de bunu sorgulayacak, içi içini yiyecek hepsinin... Sorguluyoruz evet. Araştırıyoruz neymiş diye...(Bu sefer araştırmadım. ekşisözlük’te yaran facebook iletilerinde gezinirken gördüm mevzunun ne olduğunu.) Ancak sır tutmayı da bilmediğinizden google’ın yaklaşık 0.16 saniyede görüntülediği sonuçlardan ulaşıyoruz mevzuya. İnternet çağında, internet üzerinden yaydığınız bir sırrın internet üzerinden rahatlıkla bulunabileceğini idrak edemiyorsunuz galiba.
Bu gereksiz oyun üzerine yazılmış gereksiz yazıyı da(fifa11 error verdi ben de öyle başladım yazmaya, can sıkıntısı...) Kurtlar Vadisi gibi mal bir diziden, duruma cuk oturan klişe bir replikle bitirelim:
“İki kişinin bildiği sır değildir.”
not: ulan şu devirde hırsız olmak vardı... zaten millet andaval gibi yazıyor neyin nerede olduğunu...
3 Şubat 2010 Çarşamba
İsimsiz İçin Reklam Arası
Son günlerde pek evden çıktığım söylenemez. "İsimsiz" adlı yazıyı da ilerletiyorum ancak kısım kısım, işime geldiği zaman yayınlamak istiyorum. Gösterip de vermeyen bir kadın gibi davranıyorsam affola...
Reklam arasında ise çok tepki alan, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman güldürücü hedehödö. Öh be, alın, tepki toplayan facebook iletilerim.
"Four tits are better than two dicks."
"Bir kentteki veteriner sayısına bakarak, oranın ne kadar yalnız olduğunu anlayabilirsiniz."
"Öğrencinin eline daha 3 kuruş harçlık geçmeden, birasına zam, sigarasına zam, yemeene zam, peki hani bize am, am!?"
"Eski sevgilinin fotoğraflarına bakıp 'Evet! Ben bu kızı bafiledim!' diyebilmektir bazen hayat... Aynı şekilde eski sevgilinin fotoğraflarına bakıp 'Evet... Bu kız da geldi geçti...' diyebilmektir bazen ölüm..."
"If you're thinkin of a 3some with twins, never ever forget the names of the girls..."
"Işıklar açıkken veya çorapları olmadan sevişemeyen kadın, kendine ve özellikle dış görünümüne güvenmeyen kadındır..."
Reklam arasında ise çok tepki alan, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman güldürücü hedehödö. Öh be, alın, tepki toplayan facebook iletilerim.
"Four tits are better than two dicks."
"Bir kentteki veteriner sayısına bakarak, oranın ne kadar yalnız olduğunu anlayabilirsiniz."
"Öğrencinin eline daha 3 kuruş harçlık geçmeden, birasına zam, sigarasına zam, yemeene zam, peki hani bize am, am!?"
"Eski sevgilinin fotoğraflarına bakıp 'Evet! Ben bu kızı bafiledim!' diyebilmektir bazen hayat... Aynı şekilde eski sevgilinin fotoğraflarına bakıp 'Evet... Bu kız da geldi geçti...' diyebilmektir bazen ölüm..."
"If you're thinkin of a 3some with twins, never ever forget the names of the girls..."
"Işıklar açıkken veya çorapları olmadan sevişemeyen kadın, kendine ve özellikle dış görünümüne güvenmeyen kadındır..."
8 Şubat 2009 Pazar
Facebook... Pt. 2
Facebook'tan kıl kapmama yetti harbiden bir gün boyunca evde oturmak... Bugün işin garip yüzlerini ortaya çıkarmaya başladım. Öncelikle ola ki hesabımı kapatacak olursam -yani bir tarafım yerse hesabımı kapatmayı- gelecek nesillere harika bir iki application miras bırakmak istiyorum. Genelde erkek kullanıcıların çok hoşuna gidecektir bu appler.
-Private Photo Gallery
-Rate My Body
-Human Pets
Bu şeytan üçgenine sardırmanız şiddetle tavsiye olunur. Ortamdan resmen soğumak istemiyorsanız, news feed okumayı bırakın. Gerçekten... Harbi çok garip oluyor insanlar, x ve y kişisi birbirinden nefret ediyor. X kişisi de bana y kişisinden tiksindiğini, artık arkadaş olmadıklarını falan filan söylüyor mesela. 1 2 gün geçmeden aradan, "çok tatlı olmuşsun yine aşkitom"(bu ikisi hemcins ve homoseksüel değiller), "o senin güzelliğin bitanem" gibisinden yorumlar görünce, "ulan bunlar küs değil miydi" diyiveriyor insan. Hani "sana ne ulan, küsse küs" diyecek arkadaşlar olabilir aranızda. E iyi de biz de ona göre şerbet veriyor, ona göre bir tarafta hissediyoruz kendimizi bu cepheleşme durumunda. Küs olmasalar belki 3***(yazıyla üç, anlamayanlar yorumla sorabilir)'e çevireceğim olayı. Tiksindirdiniz ulan beni teknolojiden. Valla.
-Private Photo Gallery
-Rate My Body
-Human Pets
Bu şeytan üçgenine sardırmanız şiddetle tavsiye olunur. Ortamdan resmen soğumak istemiyorsanız, news feed okumayı bırakın. Gerçekten... Harbi çok garip oluyor insanlar, x ve y kişisi birbirinden nefret ediyor. X kişisi de bana y kişisinden tiksindiğini, artık arkadaş olmadıklarını falan filan söylüyor mesela. 1 2 gün geçmeden aradan, "çok tatlı olmuşsun yine aşkitom"(bu ikisi hemcins ve homoseksüel değiller), "o senin güzelliğin bitanem" gibisinden yorumlar görünce, "ulan bunlar küs değil miydi" diyiveriyor insan. Hani "sana ne ulan, küsse küs" diyecek arkadaşlar olabilir aranızda. E iyi de biz de ona göre şerbet veriyor, ona göre bir tarafta hissediyoruz kendimizi bu cepheleşme durumunda. Küs olmasalar belki 3***(yazıyla üç, anlamayanlar yorumla sorabilir)'e çevireceğim olayı. Tiksindirdiniz ulan beni teknolojiden. Valla.
6 Şubat 2009 Cuma
Facebook...
"Ebemi de bulacam facebookta allahın izniyle" grubudur beni bu hayattan soğutan... Herkes birbirini bulacak gibi bir sloganla ortaya çıkabilirmiş aslında. Buluyorsun da görüşüyor musun? Az... Bir arkadaşım "Ulan karı düşürülüyor mu, hayır... İlkokul arkadaşım da beni şimdiye kadar aramamışsa amına koyayım onun" diyerek kapatmıştı ve şapka çıkartmıştım çocuğa. Yani en azından ilkokul arkadaşıyla ilgili söylediği kısma katılmıştım, diğer kısma katılmamıştım. Sonuçta düşüren düşürdü ama abi, ben kapatamadım... Çok da başımı yaktı hani bu facebook mavrası... Özellikle de ilişki durumunu göstermek kısmı... Fena...
Lakin tepkimi koyacağım nokta kesinlikle bu değil. Ulan şimdiye kadar seri katil oldunuz; kaçırdınız beni, çete oldunuz; üye yaptınız beni, owned application'ını kurdunuz, satın aldınız beni... Ne istiyorsunuz benden? Ne?! Selamı sabahı kestiğim insan bile beni satın alabiliyor, veya saçma sapan gruplarına davet edebiliyor.. Yüzüme bakmaya cesaretin var mı? Yok! Ancak "Atatürk'e hayran 1 milyon kişi bulabilirim" diye gruba çağırabiliyorsun... Hasta mısın arkadaşım siz? Bırakın ulan yakamı... Şeytan diyor, konuşmadığın insanları sil facebooktan. Ama yemiyor işte... Çünkü konuşmadığım ama ileride yararlı olabileceğini düşündüğüm -genellikle bayan- onlarca kişi var orada... Sonumuz hayrola...
Ayrıca şunu eklemeden de geçemeyeceğim. Profiline kim bakmış, Profiline kim girmiş, Fotoğraflarını kim kaç kez ziyaret etmiş; bunları saçma sapan gruplara girerek öğrenemezsiniz. Facebook'ta hesap açarken direk next'e basıp geçtiğiniz Terms Of Use dökümanını bir kez okusaydınız böyle salak salak şeylere üye olup, bir de beni rahatsız etmezdiniz. Şimdi, yıkılın karşımdan ulan!
Lakin tepkimi koyacağım nokta kesinlikle bu değil. Ulan şimdiye kadar seri katil oldunuz; kaçırdınız beni, çete oldunuz; üye yaptınız beni, owned application'ını kurdunuz, satın aldınız beni... Ne istiyorsunuz benden? Ne?! Selamı sabahı kestiğim insan bile beni satın alabiliyor, veya saçma sapan gruplarına davet edebiliyor.. Yüzüme bakmaya cesaretin var mı? Yok! Ancak "Atatürk'e hayran 1 milyon kişi bulabilirim" diye gruba çağırabiliyorsun... Hasta mısın arkadaşım siz? Bırakın ulan yakamı... Şeytan diyor, konuşmadığın insanları sil facebooktan. Ama yemiyor işte... Çünkü konuşmadığım ama ileride yararlı olabileceğini düşündüğüm -genellikle bayan- onlarca kişi var orada... Sonumuz hayrola...
Ayrıca şunu eklemeden de geçemeyeceğim. Profiline kim bakmış, Profiline kim girmiş, Fotoğraflarını kim kaç kez ziyaret etmiş; bunları saçma sapan gruplara girerek öğrenemezsiniz. Facebook'ta hesap açarken direk next'e basıp geçtiğiniz Terms Of Use dökümanını bir kez okusaydınız böyle salak salak şeylere üye olup, bir de beni rahatsız etmezdiniz. Şimdi, yıkılın karşımdan ulan!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)