(Tamamen ayığım.)
(Yazı boyunca bana eşlik eden parçayı da dipnot olarak düşelim.)
http://www.youtube.com/watch?v=Sa0s8QNNDfk
Önce bunu açın, sonra konuşalım. Aman, sonra okuyun. Veya dinleyerek okuyun. Okuyun ama...
Babam hep okumamı söylerdi. Tek taraflı da değil, mümkün olduğunca her şeyi okumamı. Çünkü önyargılarla düşünceleri tartmanın zorluğunu öğrenmişti '68 kuşağının içinden olmasından mütevellit. Çok garipmiş o zamanlar da be... Şimdi sorsanız, o zamanlarda yaşamış olmak ister miydin diye; sanırım yok derim. Zaten bezelye kadar beynim var hep aynı doğrultuda(o doğrultunun neyin doğrultusu olduğunu biliyorsunuz) giden, bir de siyasete falan derinden bulaşsam sanırım aptal olur çıkardım. Cop yiye yiye değil, düşüne düşüne aptal olurdum. Eh, şu anda da beyin kemirgenlerini yazdığımdan mütevellit, tam akıllı olduğum söylenemez.
Ne diyorduk? Aptallık mıydı? Ah evet. Oscar Wilde der ki, "En büyük günah aptallıktır." Evet, "Her gün 1 yeni özlü söz" gibi saçma Facebook gruplarından çaldığınız bu sözü de peder yazmıştı benim yıllığa. Aynı okuldaydık, espri olsun diye ona da bir köşe ayırdım. M. Kemal Atatürk, Oscar Wilde gibi insanların özlü sözlerini paylaştıktan sonra, aile dostumuzun da bir sözünü paylaşmıştı. Neydi acaba, pek hatırlayamadım... Lakin bu kadar felsefi insandan sonra "Nevzat Amcan" yazmasa iyiydi. İşte o an, yıllık sayfamın "Dalgana bakacan ortak!", "Herkes rahat olsun!", "Hastasıyız dede!" stickerlı bir Doğan görünümlü Şahin olacağı açıktı. Aman neyse, mazi; mazide kaldı.
Konudan konuya atlaya atlaya gideyim salaş salaş... Zaten yazmamın tek sebebi de yazının başında linkini verdiğim parça ve kafayı bozduğum bir takım kadınlardır. Evet, bunlar fena kadınlar da değil şimdi yalan olmasın. Hatta bir çoğuyla bırak sevişmeyi, merhabalaşsanız dibiniz düşer. Lakin Mahmut kardeşiniz tanışır, telefon numarasına kadar alır, ilerler, yürür; görüşür ama o istediği mutlu sona bazen ulaşamaz. Hah, işte bu mutlu sona ulaşamadığım her kadın, benim için bir obsesyona dönüşür; ama uzun süreli ama kısa süreli... Eh, psikoloji ne der? Kontrol edemediğimiz olaylar bizi çıldırtır. Hakikaten de çıldırttı bazı kadınlar beni de, bugün en çabuk unuttuğum obsesyonlarımın temelinde yatan sebebi gördüm. Paylaşmak istediğim de buydu aslında yazının başından beri. Utandığımdan değil, unuttuğumdan konuya direkt giriş yapamadım...
Şimdi abisi, doğruya doğru hepiniz porno izliyorsunuz. Erkek kadın ayırt etmiyorum, izliyorsunuz biliyorum. Bazı videolardaki kadınlar güzellikleriyle, bazen de yaptıklarıyla çok hoşuma gidiyor. İşte, bu kısa süreli obsesyonlarımdaki kadınların da hepsi; bu bir takım porno videolardaki hatunlara benziyorlar. Yer ediyorlar aklımda. Ha sonra bırakıyorsun videoyu izlemeyi, buna paralel olarak hatunu da unutuyorsun. Ta ki o hatun tekrar karşına çıkana kadar... Eh, karşına tekrar çıkana kadar -atıyorum- 1 ay geçtiyse, zaten "Thrill is gone" diyerek sırıtıp geçiyorsun da sürekli karşına çıkınca ne yaparsın? Biliyor musun?
Ben bilmiyorum. Bu yüzden, bahsettiğim bu tarz kadınlar da genelde internetten/bardan tanıştığım kadınlar oluyor. Aramızda bir şey geçemeden, bir obsesyon halini alıp; sönümleniveriyor. Ağır obsesyon yaptıklarım çok mu karşıma çıkıyor? Hayır, onlar ya beni terk ediyor; ya da gereğinden fazla güzeller. Ah kadınlar ah, bitirdiniz ulan beni.
"Bana bir çift meme verin, dünyayı yerinden oynatayım."
27 Ekim 2011 Perşembe
23 Ekim 2011 Pazar
Beyin Kemirgenleri Bölüm: 20
Bu sefer kısa olacak. Dün akşam Kadıköy'de, aşağıda bahsedeceğim kadınlardan biriyle karşılaştım mesela. Dört sene önce falan tanışmıştık, tabii aramızda bir şey de geçmemişti. Uzun zaman görüşmedik, dün de hiç yanaşasım gelmedi açıkçası.
Neyse mevzu; sosyal medya ortamlarında iç gıcıklayıcı fotoğraflar kullanan kadınlar... Bunların arasında, bloglarını da aynı ereksiyon sebebi fotoğraflarıyla üst mec... Eeh yeter be, bana ne lan. Ne bok yerseniz yiyin. Sadece, iki hafta önce derse giren prof'un, sınıfın en ön sırasında oturan; gözlüklü çancı Alper'e dediği cümleyi yazıp sonlandıracağım bu gece. Çünkü hepinizden çok sıkıldım. Hadi dağılın.
"Lan gözlük! Ulan bir boku da yazma be!"
Neyse mevzu; sosyal medya ortamlarında iç gıcıklayıcı fotoğraflar kullanan kadınlar... Bunların arasında, bloglarını da aynı ereksiyon sebebi fotoğraflarıyla üst mec... Eeh yeter be, bana ne lan. Ne bok yerseniz yiyin. Sadece, iki hafta önce derse giren prof'un, sınıfın en ön sırasında oturan; gözlüklü çancı Alper'e dediği cümleyi yazıp sonlandıracağım bu gece. Çünkü hepinizden çok sıkıldım. Hadi dağılın.
"Lan gözlük! Ulan bir boku da yazma be!"
Deprem?
çok garip be... cidden...
çok değil, 2 3 gün öncesine kadar; verilen şehitler için ana avrat düz gidiyordu bazı kesimler kürtler'e karşı. eh, van'ın da nüfus yoğunluğunun genellikle kürt olduğunu biliyoruz.
ama insanlık "seve seve" devreye giriyor be abi. çünkü yaşamışsın sen de, en az onlar kadar; 1999'da depremi. diyorsun ki yardım etmeliyim... ve yardıma teşvik etmeliyim insanları...
işin en güzel tarafı, sadece türkler değil; tüm dünya yardım eli uzatmaya çalışıyor. ermenisine kadar.
şimdiye kadar twitterda, rhianna(yanlış yazmış olabilirim)'sından, gasol'una; cümle alem yardım ve dualarını esirgemiyor. sanırım, bir noktada; hepimiz, insan olduğumuzu anlıyoruz.
dipnot: gündem üzerine yaptığım yorum şudur:
çok değil, 2 3 gün öncesine kadar; verilen şehitler için ana avrat düz gidiyordu bazı kesimler kürtler'e karşı. eh, van'ın da nüfus yoğunluğunun genellikle kürt olduğunu biliyoruz.
ama insanlık "seve seve" devreye giriyor be abi. çünkü yaşamışsın sen de, en az onlar kadar; 1999'da depremi. diyorsun ki yardım etmeliyim... ve yardıma teşvik etmeliyim insanları...
işin en güzel tarafı, sadece türkler değil; tüm dünya yardım eli uzatmaya çalışıyor. ermenisine kadar.
şimdiye kadar twitterda, rhianna(yanlış yazmış olabilirim)'sından, gasol'una; cümle alem yardım ve dualarını esirgemiyor. sanırım, bir noktada; hepimiz, insan olduğumuzu anlıyoruz.
dipnot: gündem üzerine yaptığım yorum şudur:
"üç beş ibne, depremden nemalanacağım diye kendi hesap numarasını yazar "yardım için" diyerek. tv, depremzedeye yardım eli uzatan askeri sansürler... yarın bülent arınç ağlar, şehitler de unutulur... eh, burası türkiye. tepki mi dediniz? internetten verdikleriniz ve taksim'de "yallah, bismillah, allahuekber" diyerekten katıldığınız yürüyüş tepkiyse, siz çoktan ahmaktan hallice olmuşsunuz."
21 Ekim 2011 Cuma
"All in."
-Hemm kacta yatcan. ben taksıme gıdıcem arkdasın dogum gunene ugrıcam. donusu o tarafa yapablrm sana da uyarsa tabi.
Hayır dedim, ertesi gün sınavım vardı.
-Hmm tmm, senin ders mers ne oldu? çalışabildin mi?
Bu, Facebook'tan attığı son mesajdı. Bu sabah sınavım olduğundan ders çalışmam gerekiyordu dün akşam. Eh, motivasyonum da fazlasıyla yerindeydi; çünkü şöyle bir durum vardı:
"anam avradım olsun, para için veya meslek öğrenmek, cv doldurmak için değil; yüksek topuklu plaza kadınlarını görmek için büyük bir heves ve coşkuyla başlamıştım çalışmaya; bir ay önce. ancak bugün ilk kez maaş aldım ve breaking bad'de, kazandığı parayla ne bok yiyeceğini bilemeyen walter gibi hissediyorum. ehe."
Evet, bu da benim son iletimdi cümle alemle paylaştığım.
Velhasıl; bir gibi yatağa girdim, biraz kıvrandım; hayal kurarken senaryo yazmak konusunda yeterli hayalgücüne sahip olduğumu farkettim. Gece 3...
"Apartmanın ismi neydi?"
Maaş, seks, başarılı öğrenci. "Winner" tanımıma cuk oturacak bir hayat... Geldi de hakikaten, gecenin üçünde. İşin ilginci sınavım da gayet iyi geçti.
Neyse, psikolojime değil de, içtiğim galibiyet birasına odaklanalım. Evet, üçü birarada kazandım ben bugün. Herkese de tavsiye ederim bunu... Bir yandan okuyorum, bir yandan elime üç beş bir şey geçiyor; bir yandan da hala "yaslayabildiğim" kadınlarım var.
Sanırım ailemin zengin olmamasına, tipimin ve özgüvenimin yerinde olması ve "inceden inceye" disiplin kazandığıma mutlu olduğum en büyük ego patlamasını yaşıyorum şu an.
"Mahmut is all in."
Hayır dedim, ertesi gün sınavım vardı.
-Hmm tmm, senin ders mers ne oldu? çalışabildin mi?
Bu, Facebook'tan attığı son mesajdı. Bu sabah sınavım olduğundan ders çalışmam gerekiyordu dün akşam. Eh, motivasyonum da fazlasıyla yerindeydi; çünkü şöyle bir durum vardı:
"anam avradım olsun, para için veya meslek öğrenmek, cv doldurmak için değil; yüksek topuklu plaza kadınlarını görmek için büyük bir heves ve coşkuyla başlamıştım çalışmaya; bir ay önce. ancak bugün ilk kez maaş aldım ve breaking bad'de, kazandığı parayla ne bok yiyeceğini bilemeyen walter gibi hissediyorum. ehe."
Evet, bu da benim son iletimdi cümle alemle paylaştığım.
Velhasıl; bir gibi yatağa girdim, biraz kıvrandım; hayal kurarken senaryo yazmak konusunda yeterli hayalgücüne sahip olduğumu farkettim. Gece 3...
"Apartmanın ismi neydi?"
Maaş, seks, başarılı öğrenci. "Winner" tanımıma cuk oturacak bir hayat... Geldi de hakikaten, gecenin üçünde. İşin ilginci sınavım da gayet iyi geçti.
Neyse, psikolojime değil de, içtiğim galibiyet birasına odaklanalım. Evet, üçü birarada kazandım ben bugün. Herkese de tavsiye ederim bunu... Bir yandan okuyorum, bir yandan elime üç beş bir şey geçiyor; bir yandan da hala "yaslayabildiğim" kadınlarım var.
Sanırım ailemin zengin olmamasına, tipimin ve özgüvenimin yerinde olması ve "inceden inceye" disiplin kazandığıma mutlu olduğum en büyük ego patlamasını yaşıyorum şu an.
"Mahmut is all in."
17 Ekim 2011 Pazartesi
Kaos, ancak duygusal kaos
Uyandım. Dişimi fırçaladım, kahvaltımı yaptım ve okula gittim. İlk defa büyük bir konsantrasyonla ders dinledim bu dönem. Kafayı meşgul etmem gerekiyordu çünkü... Fazlasıyla da meşgul ettim. Akşam için ise planım belliydi. Semra'nın beni anlattığı(muhtemelen beğendirmeye çalıştığı) kadınla buluşacaktım. Buluştum da...
Ancak bu "blind date", kadının 30 yaşında hala ailesiyle yaşamasının potansiyel sonuçlarından biri olarak; abisinin araması ve kapıda kaldığını söylemesiyle son buldu. Patladık anlayacağınız, bir saatte... Zaten büyük beklentilerim de yoktu, buluştuğumuz ilk dakika; eğer Semra arasa dışarı çıkmayacağını; ancak bana söz verdiği için benimle buluştuğunu söyleyerek beklentileri de sıfıra indirdi. Sonrası klasik... Beatles'da bir biradan sonra ayrıldık. Ben de yolda gördüğüm kadınlara salça olurum düşüncesiyle, Asmalımescit'in yolunu tuttum. Ancak özgüvende eksiklik vardı biraz, sebebi malum... Evet, beklentiler sıfırlanınca aylardır kafamı toparlayamamamın sebebini anlattım ona. "Umarım bu gece onu unutturacak birilerini bulursun, sana dua edeceğim" dedi zaten gitmeden önce.
Meyhane veya blues çalan klas bir bar arasında gidip gelirken, yolumun üstünde olan Kum Saati'ne gittim. Daha önce sadece bir kez, o da gündüz gözüyle kuzenimle buluşmak için gitmiştim Kum Saati'ne. "Bir duble Jack, iki buzlu."
Barmenin duble niyetine, bardağın neredeyse tamamını doldurduğunu görerek; tuzlu bir miktar ödeyeceğimi anladım, bu yüzden yavaş yavaş; tadında ve kararında içtim, bardaki insanlar periyodik olarak değişirken, kimi beklediği insanların gelmesi, kimi aradığını bulamaması, kimiyse gece mesaisini bitirmiş olması sebebiyle... Yaklaşık iki saat oturduktan sonra, soğuk havanın etkisi ve içtiğim içkinin özgüvenimde herhangi bir patlamaya yol açmaması sebebiyle yollandım inceden. Metrodaki müzisyenlerin karşısına geçtim. Çalmaya başlamamışlardı... Ters baktığımı düşünüp, onlar da tersten sertten beni kesmeye başladı.
"Çalacak mısınız?" Gülümseyerek çalmaya başladılar. Sırtım duvara dayalı, keman ve gitarı dinledim. Biraz daha aylaklık ettikten sonra cebimden bir miktar bozukluk çıkarıp kılıfa bıraktım ve vagona gittim.
Mahalle... Artık evimde gibi hissettiğim için bakkal Bülent'in dükkanına giriş yaptım.
-İçiyor musun?
-Yok da istersen bir votka yapıştıralım, şeklinde yanıt verdi.
Başladık içmeye, gecenin kasvetini kovalamaya... Çevre esnafın da katılımıyla bu kovalamaca daha da kısa sürdü, gecenin ikisinde; zil zurna sarhoş eve döndüm. Soğuk yatağa bakıp, biradan bir yudum; sigaradan bir nefes çektim. Kovaladığım kasvet, yine karşımdaydı.
"Boş..." dedim ve yattım. Evet, hakikaten boş be çabalamak. Bırak aksın gitsin diyorsun da, kafa ayrılmıyor ki hiç? Hem, ben kaosu her zaman sevdim sanırım.
Ancak bu "blind date", kadının 30 yaşında hala ailesiyle yaşamasının potansiyel sonuçlarından biri olarak; abisinin araması ve kapıda kaldığını söylemesiyle son buldu. Patladık anlayacağınız, bir saatte... Zaten büyük beklentilerim de yoktu, buluştuğumuz ilk dakika; eğer Semra arasa dışarı çıkmayacağını; ancak bana söz verdiği için benimle buluştuğunu söyleyerek beklentileri de sıfıra indirdi. Sonrası klasik... Beatles'da bir biradan sonra ayrıldık. Ben de yolda gördüğüm kadınlara salça olurum düşüncesiyle, Asmalımescit'in yolunu tuttum. Ancak özgüvende eksiklik vardı biraz, sebebi malum... Evet, beklentiler sıfırlanınca aylardır kafamı toparlayamamamın sebebini anlattım ona. "Umarım bu gece onu unutturacak birilerini bulursun, sana dua edeceğim" dedi zaten gitmeden önce.
Meyhane veya blues çalan klas bir bar arasında gidip gelirken, yolumun üstünde olan Kum Saati'ne gittim. Daha önce sadece bir kez, o da gündüz gözüyle kuzenimle buluşmak için gitmiştim Kum Saati'ne. "Bir duble Jack, iki buzlu."
Barmenin duble niyetine, bardağın neredeyse tamamını doldurduğunu görerek; tuzlu bir miktar ödeyeceğimi anladım, bu yüzden yavaş yavaş; tadında ve kararında içtim, bardaki insanlar periyodik olarak değişirken, kimi beklediği insanların gelmesi, kimi aradığını bulamaması, kimiyse gece mesaisini bitirmiş olması sebebiyle... Yaklaşık iki saat oturduktan sonra, soğuk havanın etkisi ve içtiğim içkinin özgüvenimde herhangi bir patlamaya yol açmaması sebebiyle yollandım inceden. Metrodaki müzisyenlerin karşısına geçtim. Çalmaya başlamamışlardı... Ters baktığımı düşünüp, onlar da tersten sertten beni kesmeye başladı.
"Çalacak mısınız?" Gülümseyerek çalmaya başladılar. Sırtım duvara dayalı, keman ve gitarı dinledim. Biraz daha aylaklık ettikten sonra cebimden bir miktar bozukluk çıkarıp kılıfa bıraktım ve vagona gittim.
Mahalle... Artık evimde gibi hissettiğim için bakkal Bülent'in dükkanına giriş yaptım.
-İçiyor musun?
-Yok da istersen bir votka yapıştıralım, şeklinde yanıt verdi.
Başladık içmeye, gecenin kasvetini kovalamaya... Çevre esnafın da katılımıyla bu kovalamaca daha da kısa sürdü, gecenin ikisinde; zil zurna sarhoş eve döndüm. Soğuk yatağa bakıp, biradan bir yudum; sigaradan bir nefes çektim. Kovaladığım kasvet, yine karşımdaydı.
"Boş..." dedim ve yattım. Evet, hakikaten boş be çabalamak. Bırak aksın gitsin diyorsun da, kafa ayrılmıyor ki hiç? Hem, ben kaosu her zaman sevdim sanırım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)