Google+ boş mideye iki duble viski

22 Ağustos 2010 Pazar

Yine, yeni, yeniden... Kadınlar...

hayır, ırkçı değilim; seksist değilim; faşist değilim... bunların hiç biri değilim. hepinizden aynı derecede nefret ediyorum çünkü. zamanında az çok ekmeğini yediğimiz sosyomat'a şöyle bir yazı girmişim. paylaşıma da sunayım inceden.
"hey, buraya blog okumak için giren kadınlar...
evet lafım sizlere.
"ben sadece blogları takip etmek için giriyorum" diyenler özellikle. blogger, blogspot hatta thumblr, wordpress gibi sitelerden haberiniz yok mu? bence gayet var. esas amacı blog yazmak/okumak olan siteler bunlardır. [hoş, sadece kadın olduğu için takip edilen binlerce boktan blog tanıyorum ki pucca bunlara örnektir. çok kasmadan siz de gayet yapabilirsiniz böyle bir blog. adresi buralarda paylaşırsınız; belki pucca gibi kitap bile çıkartırsınız! ]

neyse, biliyorum gelen mesajlardan çok rahatsızsınız da offline görünme seçeneği yok mu? gayet var. ah pardon, bundan da habersizdiniz değil mi?

fazlaca iki yüzlü bir tavır sergiliyorsunuz bunu belirtmek için yazdım. tabii ki de hoşunuza gitmeyecektir "yatalım" "sevişelim mi" gibi mesajlar ama eli yüzü düzgün yaklaşımlara da benden bile egoist bir tavırla verdiğiniz cevaplar ve "ben sadece blog okuyorum" açıklamalarınız ancak ahmakların "haa pardon o zaman" diyeceği ve zekilerin "aa özür dilerim rahatsız ettim" derken bıyık altından güleceği cevaplardır.

hadi itiraf edin, seviyorsunuz postane düğmesinin yanındaki parantezi ve o parantezin içindeki rakamları görmeyi... çünkü hepimiz bu bağımlılığı taşıyoruz. hepimiz bunun hastasıyız. fark edilmeyi, ilgi çekmeyi seviyoruz.

şimdi okuduğunuz bloglara devam edebilirsiniz ki doğru ya, siz okumak için buradasınız."

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Galatasaray 2010-2011 Sezonu Yapılanması

ekşisözlük'e yazdım bunu. daha sonra paylaşayım her yerde dedim. görüş, fikir belirtin seviyelice.

pls öptüm kibs.

şu yazacağım entry'yi dikkatle okuması gereken kulüptür efendim.

evet, ben de kendi çapımda bir fm2010 teknik direktörüyüm ve kafamda şablon çıkartıyorum. kağıt kalemi aldım elime kadroyu yazdım, gidenler-gelenler; gitmesi gerekenler-gelmesi gerekenler şeklinde oluşturuverdim bir tablo.

şimdi efendim her sene revizyona girip neşter vuruyor galatasaray kadroya, ancak bu sefer vurulan neşter derinden olacak; bunun sinyallerini alıyorum gönderilen oyunculara bakarak.

profesyonellik abidesi emre aşık veda etti futbol hayatına. umarız galatasaray'ın kapısından bir kez daha girer bir şekilde. jo, caner, gio kiralık kontratları bittiği için giden oyuncular. jo'nun takımda kalacağını beklemek, kiralık anlaşması yapıldığı gün bile bir hayaldi bunun farkındayız. gelgelelim parantez açılması gereken isimler ise; bence caner ve gio.
tam kontrat olayı nedir, ne yapılır ne yapılabilir hiç bir fikrim yok; bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim ancak opsiyonlar hala kullanılabiliyorsa bu iki gencin takımda kalması için elinden geleni yapmalıdır bu yönetim. neden mi? bu iki arkadaş da süper yetenekli ve genç. hele caner'deki at fiziği süper lig'de oynayan çoğu oyuncuda yok veya gio'daki ani hızlanma. (aaah, aah, overmars bekler dururdu bu taraftar yıllar yılı) şimdi bu iki genç adamı oynattık mı, oynattık bir süre. e takımla uyum da oluştu gibi benim gözümde. veya şöyle diyeyim, arda turan haricindeki arkadaşlarla artık tanışıp kaynaştıklarını varsayıyorum. e o zaman ne gerek var bambaşka transferlere? hele bir soluklan yeğenim. caner dediğin adamın fl pozisyonuna çekildiğinde neler yaptığını gördük. ayrıca sol beki de yedekler. e gio'yu da izledik, kumaşını; kalitesini anladık. ha ama derseniz ki, atı alan üsküdar'ı geçti; transfer opsiyonunu kullanamayacak galatasaray artık, tamam der susarım.

gelelim kaleye. ufuk ve aykut gibi iki isim varken(franco'nun bir şekilde gönderileceğini varsayıyorum), yabancı kaleci transferi; daha doğrusu yabancı kontenjanını kaleciyle doldurmak gibi bir hataya düşmez umarım yönetim. alınabiliyorsa sinan bolat alınır, (ki şu şartlarda hiç sanmıyorum transferinin gerçekleşeceğini); yoksa da bu 2 arkadaş artı bir genç oyuncuyla kaleci rotasyonu yapılır. form durumlarına göre aykut veya ufuk kaleyi korur.

geri dörtlüye bakacak olursak(ki bakacağız) burada büyük bir kaos hakim. servet ve gökhan zan gibi insan azmanı iki topçumuz var ki bu adamların bir de maşşallahı var. tank gibi adamlar. ama felaket ağırlar ki türksel süper lig(evet türksel) gibi, rakiplerin büyük takımlar karşısında kapandığı bir ligde ağır santrafor kullanmak gereksizdir. bunun yerine tekmeye kafa sokan, kademe bilgisine sahip, kesici özellikleri olan ve teknik kapasitesi(bu oyun şablonu için özellikle) vasat üstü stoperlerin tercih edilmesi yerinde olacaktır. topu şişirmekten inatla vazgeçmeyen servet ve onun can yoldaşı cam adam gökhan zan'la bu oyunu oynayamayacağımız açıktır. gökhan zan'a alıcı çıkacağını sanmıyorum. takasta kullanmak yerinde bir hareket olabilir. servet'e ise geçen seneki gibi bir teklifin gelme ihtimali çok düşük. ya o da takasta kullanılacaktır, ya da yurtdışına(rusya servet'le ilgilenen ülkelerin başında gelecektir) gönderilecektir.

diğer stoperlerimize gelirsek, taraftarın sevgilisi ve avusturalya ekolünün bir diğer temsilcisi lucas neill; kendine bakmayı bilen futbolcu hakan balta, her sene taraftarı kanser eden lakin sakatlanmadan önce rijkaard'ın sözünü dinlediğinde neler yapabileceğini gördüğümüz sabri ve sarı kırmızı formayı sırtına geçirmek için kadro dışı kalan, sağ bek-stoper oynayabilen ali turan bu bölümün kemiğini oluşturan oyunculardır. iki anti parantez de bu sene forma şansı bulamamış; türksel süper lig'de(bursaspor'da oynarken) maça çıkmış en geç oyuncu ünvanını 16 yaşındayken kapan serkan kurtuluş ve yaklaşık 2 senelik ağır bir sakatlık döneminden çıkan ve bekleneni veremeyen uğur uçar için açılmalı. şu an 20 yaşındaki serkan kurtuluş'un idman durumu, formu rijkaard'ın gözünden kaçmamıştır ve belki de bu yüzden oynayamamıştır. ama takımda kalmasından yanayım. öte yandan uğur'unsa bu seneki formsuzluğunun tamamen mental olduğunu düşünüyorum. konyasporlu kasabın teki seni 2 sene futboldan etsin; ve taraftar hala senin tekmeye kafa sokmanı beklesin! yok öyle... küçük kaptan biraz daha sabrı kesinlikle hakediyor. öte yandan hakan balta gibi soğukkanlı ve dengeli oyunu da onun iyi bir rotasyon oyuncusu olabileceğini gösteriyor. şimdi stoper oynayabilecek oyuncuları sayarsak bu kadroda; ali turan, lucas neill ve emre güngör'ü görüyoruz. bu bölüme takviye yapılması kesinlikle şart. minimum 4 stoper, optimum 5 stoper oynayabilecek futbolcu bulundurmalıdır takımlar. eğer bulundurmazsanız, kewell gibi bir adamı oraya çekmek zorunda kalırsınız.
çağlar birinci şu anda taraftarın hakan balta olmasını beklediği bir adam. zaman gösterecek ne yapacağını. hoş, transfer de resmiyet kazanmadı bekleyip göreceğiz.
orta saha ve kanatlara gelirsek; yani oyunun en önemli kısmında oynayabilecek alternatifler an itibariyle elano, barış, sarp, ayhan, musa çağıran, arda turan ve emre çolak. aslına bakarsanız esas kaos burada baş gösteriyor. dünya kupası performansları büyük rol oynayacak elano için, aynı şekilde rijkaard'ın aklındaki sistem(bir box-to-box, bir dmc ve bir playmaker mı; iki dmc, bir playmaker mı; iki mc bir dmc mi burası gerçekten masaya yatırılması gereken bir konu.) ancak ilk etapta ayhan'ın ilerleyen yaşı sebebiyle bu takımda daha fazla tutulmasının anlamsızlığı sorgulanabilir. takasta kullanılması veya bir köşede bekletilmesi ihtimaller. yalnız altı çizilmesi gereken kısım ise; ayhan'ın ilk 3 opsiyondan biri olmaması gerektiği. elden ayaktan yavaş yavaş düşmesiyle birlikte, hem defansif yönü zayıflamış; hem de ileriye pas atmak gibi bir durumu kalmamış. musa çağıran tamamen kapalı kutu, ne olacağı belli değil ancak genç. ateşlendiği zaman neler yapabildiğini gördüğümüz, çılgın sarp ve almancı barış da bu rotasyonda kullanılması gereken iki oyuncu. barış, şartlar ne olursa olsun sinmeyen bir egoya sahip ve sırf bu yüzden takımda tutulması kanaatindeyim herkesin aksine. ayrıca muhtemelen 8 ciğerle falan oynamakta. defansif yönü süper kuvvetli değil, veya tereyağından kıl çeker gibi top çalamıyor ama takımda kalması yerinde olur. hele eğer ki mental yönden geliştirebilirse rijkaard ve ekibi onu; bambaşka bir barış izleyebiliriz. bir senede geliştiremedi şimdi mi geliştirecek demeyin, kimin ne zaman çıkış yapacağı belli olmaz.
emre çolak ve son iki maçta(yanlış hatırlamıyorsam) oynatılan cumhur... emre ve cumhur için konuşmak, hele ki şimdi çok erken. özellikle emre gayet teknik, yetenekli ama önemli olan o yeteneği işlemek. herhangi bir şekilde "yeni arda" lakabı takmaktan ziyade, beklentiye girmemek gerek.
arda turan ve elano ise iki kilit isim. harika istatistiklere imza attı bu sene arda, ancak sert şutlar çıkaramaması(özellikle fl,fr olarak kullanıldığı zaman) ve mental zayıflığı ilk göze çarpan eksileri. mental olarak, özellikle yeniçeri ocağı ekolünden olmasıyla; üstündeki ilgi, medya ve baskı birleşince, ne yaptığı konusunda hiç bir fikri olmayan arda turan izledik. özellikle topa basması, oyunu yavaşlatması kimi zaman; bireyselliği, yabancılara pas atmaması antipatikliğini arttırdı. yargılamaktan ziyade takım otobüsünün arka koltuğunda karakteri yeni yeni oturan bir gencin beynini yıkayanları yargılamak, sorgulamak gerekir esasen. yönetimin kaptanlık pazubandını genç yıldıza teslim etmesi ise ayrıca masaya yatırılması gereken konulardan bir tanesi ve burası yeri ve zamanı değil. olan oldu çünkü... velhasıl kelam, arda turan türkiye'de miladını doldurdu. minimum 8 milyon euro'ya yurtdışına gönderilirse hem onun için, hem camia için, hem de arma için en iyisi olacak görünen o ki. çünkü özellikle bu yeniçeri ekolüne vurulması gerekiyor neşterin ve eğer ki arda turan bu sene de gitmezse yurtdışına; galatasaray'ın yeni hasan şaş'ı olmaması için hiç bir sebep kalmayacak.
orta sahanın en pahalı ismi elano'yu ise; yanında ne yaptığının bilincinde iki adamla izlemek daha doğru olur. tabi burada dünya kupası da apayrı bir soru işareti. eğer ki dünya kupası'nda iyi bir performans gösterirse isteyeni artacaktır ama oyunu iki yönlü oynayabilen ve türkiye'de bu kadar milimetrik paslar atabilen; diğer brezilyalılar'ın aksine formasının hakkını sonuna kadar veren, kaptırdığı topun arkasından çılgınlar gibi koşan ve (özellikle madrid maçlarında gördüm ben bunu) bırakın kendisine, takım arkadaşlarına bile sert bir hareket yapıldığında oracıkta bitiveren; takım ruhundan bihaber olmayan elano'nun gitmesinden yana değilim.
keita'yla ilgili yazmak bile gereksiz. top ayağına yakışıyor, fizikli olduğu kadar da teknikli, mücadeleci ve sami yen'de taraftarı arkasına aldığı zaman uçan-uçuran bir keita izledik bu sene. kimi deplasman maçlarındaki sönük performansı hariç, göze hitap eden güzel bir oyun ortaya koydu keita. takımda kalmalı.
serdar özkan içinse şu anda yazmayı uygun görmüyorum. büyük bir kumar oynadı galatasaray. masaya açılan son kartla straight de yapabilir, elindekini de kaybedebilir. ancak bir royal flush yapamayacağı kesin. serdar özkan ve aydın yılmaz, keita'yı yedekleyecek isimler olacaklardır. veya aydın da takasta kullanılabilir bu sene de o beklenen çıkışı yapamazsa.
uç bölgeyse, takviyeye en aç bölgelerden biri. baros ve mehmet batdal'ın yeterlilikleri kuşkusuz ki özellikle mehmet batdal en fazla beklentiye sahip olduğum adam. eğer ki gece hayatına kaptırmazsa kendini; takıma sağlayacağı fayda kuşkusuz. ancak eğer cem sultan veya muadili bir altyapı oyuncusu takıma monte edilmeyecekse, mustafa pektemek misali; yerli bir santraforla yedeklenmesi gerekiyor bu kısmın.

son olarak, harry kewell. olan oldu, ileriye bakmak lazım. neden kontratı dondurulması vs. sorular yersiz. dünya kupası'na mı bakacak bu yönetim yoksa yollar tamamen ayrıldı mı tartışılır. haldun üstünel'in açıklamalarına bakarsak; yollar kesinlikle ayrıldı ancak eğer ki yabancı kontenjanı kaleciden yana kullanılır da kewell gönderilirse yönetim büyük bir hataya düşecektir. #19138574

altyapıya tekrar bir parantez açalım; (hatta madde madde olsun)
-emre çolak ve -belki, sadece belki- cem sultan ile cumhur gelecek sene daha çok forma şansı bulacağını düşündüğüm gençler.
-hala resmi siteden onaylanmayan, gönderdiğimiz konuşulan çocuklar(murat akça, semih kaya, erhan şentürk, serdar eylik) için net bir şeyler söylemek zor. ancak eğer ki bu karar rijkaard'ın kararıysa, saygı duymak lazım. bu adamlar nerden baksan 20 yaşına geldiler ve a takımda bırakın sürekliliği; resmi 5 maçta forma giymemişlerdir. (belki giymişlerdir de işte metaforu anlayın)
-bir çetin vardı noldu ona demeden de edemiyorum. jan derks'in geçen sene teknik ekibe "niye oynatmıyorsunuz bu çocuğu?" diyerek fırça çektiği çetin. bu sene sürpriz yapabilir.

evet, mevcut kadroyla ilgili yorumlarım bu şekilde.

takviyelere gelirsek; oyunu iki yönlü ancak defansif yönü daha kuvvetli; biri yerli(böyle bir adam türkiye'de bulunduğu an kaçırılmamalı özellikle) biri yabancı iki ortasaha, bir yerli santrafor(veya dediğim gibi, altyapıdan takıma monte edilecek bir santrafor), tekmeye kafa sokan aynı zamanda teknik iki yerli (yabancıysa da yabancı, bunu yapabilecek türk varsa direk alınsın; yoksa yabancıya bakılsın misal) stoper, takımda tutulması gereken gio, kewell(bu adam konusunda çok duygusalım biliyorum) ve caner ile köpek gibi top oynayacaktır bu takım. söylemedi demeyin... ha eğer ki gio, kewell ve caner komple gidecekse; tabii ki iki yabancı kanat oyuncusu(stoch mükemmel olur bu bölgeye, veya babel) farz olacaktır.

özet: seneye doğru transfer hamlelerini yaparsa yüzü gülecek olan takım.
(bkz: güzel günler göreceğiz çocuklar)

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Herkes Aldatır.

Kadınların en çok kullandığı savdır, "aldatmak fiziksel olmak zorunda değildir." savı. Bunu diyen kadının sütten çıkmış ak kaşık olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya, sabah 9 akşam 5 çalışan, evden işe işten eve takılan erkeğin masum olduğunu mu?

Bazı aforizmaların zihnimize girişi, 6 sapın bir gece kulübüne girişinden daha zordur. Lakin bir adım daha atıp, tekrarlıyorum: "Herkes Aldatır."

Gelelim psikolojik veya fiziksel mevzuuna. Şunu bir sorun kendinize, işyerinde çekici bir kadınla veya çalışanıyla konuşan erkek ne düşünür? "Ne tatlı hihi" diyip geçmeyeceği kesin. Aklına ilk olarak "Evli olmasaydım..." şeklindeki hala-amca benzeri ilişki gelir mi gelmez mi?
Ters açıdan bakarsak, kızkıza dışarı çıkan bir kadınlar kulübünü gözünüzün önüne getirin. Sadece erkekleri yanında olmadığı için mi rahattır bu kadınlar? Veya sadece oje, alışveriş, ayakkabı konuşabildikleri için mi rahattır bu kadınlar? Yoksa etraftan gelen bakışlar -çok hayvanca olmadığı sürece- hoşlarına gittiği için mi rahattırlar?

Gelecek ilk iki tepkiyi az çok tahmin edebiliyorum yukarıda yazdıklarımla ilgili.
Birincisi muhtemelen senin "anan baban bacın yok mu ulan?" şeklindeki liseli, sivilceli ve ergen savunması, ikincisiyse kesin "dünya senin s..inin etrafında dönmüyor" tepkisi.
Bir numara için; evet, var ve hala evliler.
İki numara içinse; dönüyor veya dönmüyor, bu benim sorunum, tabii peynirli whopper'ıma üflemek gibi bir derdin yoksa diyorum.

Şimdiden hazırlayayım cevaplarınızı da sonra notlarınızı gördüğünüzde ağlak olmayın.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Varolma Kaygısı

(Bu yazı, parça parça olmakla birlikte kafa karışıklığı ve konudan konuya atlanan kesimleri sebebiyle atom etkisi yaratabilir.)

Hepimizde var bu.

Saçını diken apaçide de var, kareli gömlek-beyaz t shirt giyen bende de var, seviştiği erkeklerin yatak istatistiklerini blogunda paylaşarak sex and the city yaşadığını sanan kezbanlarımızda da var, chatroulette(bilmeyenler bir araştırsın) isimli web tabanlı sitede mastürbasyon yapan herifte de var, vamp konuşan kadında da var...

Bir şekilde kendimizi topluma veya karşımızdakine kabul ettirmeye çalışıyoruz işte. Yuvarlanıp gitmek değil bu... Aşırıya kaçmadan veya aşırıyı da zorlayarak; kendimizi ortaya çıkarma isteği...

Geçen sene fakültede bir eleman vardı. Düz adam... Yani yolda görsen bir daha yüzüne bakmazsın. Yanlış anlaşılmasın, çirkin falan değil. Normal bir adam. Mimiklerinden ve konuşmasından gözlemlediğim kadarıyla da içine kapanık, pasif biri... Ama varoluşunu ispatlayacak ya, dikkat çekecek ya bir şekilde... Üzerinde penis figürü olan bir t-shirt'le gelmiş fakülteye. Evet, simsiyah bir t-shirt ve üstünde bir penis var.

Çok mu uç geldi? Daha ucu var. Apaçileri düşünün. Varoş çocukları... Dinlediği müziğin reggeaton olduğunu bilmeden çılgınlar gibi danseden, saçlarını -sanırım tutkalla- diken, pembe t-shirt'lü, düşük bel pantolonlu, opsiyonel tespihiyle delikanlılığından da taviz vermeyen bu gençleri... Şu anda kendileri itin götüne sokuluyor Facebook'ta. "Her gün bir yeni apaçi" diye grup var mesela. Apaçilerin profilinden kopyaladığı fotoğrafları koyuyor grubun yöneticisi bu sayfaya. Kesinlikle yasal değil, bunun farkında. Hatta "Apaçi ne anlar lan kişi haklarından?" diye düşünüp açmış bile olabilir grubu. Ama hiç düşünür mü bu adamlar mesela, apaçi sıkıntılı adamdır, burnu boktan çıkmaz ve kendini topluma kabul ettirme isteği en çok bu insanlarda vardır. 2-3 sene emo'lardı milletin ana avrat dümdüz gittiği(ki bu güruhta ben de vardım.), bu sene de bırço ziyaneler, yani apaçiler var. Gördüğüm imajlarından memnun muyum? Hayır değilim. Tavırlarından memnun muyum, veya hayat biçimlerinden? Hayır değilim. Ben onların yoluna çıkmam, onlar benim yoluma çıkmaz. Lakin bu insanları da tepeden bakan, mükemmel olduğunu düşünen bir yosma gibi afiş etmem elaleme. Tercihidir der, geçerim.

Neyse, çok eğildik bu arkadaşların üstlerine. Öte yandan herkesle ve her şeyle ilgili atıp tutan çok metalci güruh mesela... Hatırlamaz mısınız saçınızı uzatıp, küpe takarak ailenize isyan ettiğiniz, "Because you're unforgiven too..." diye bağırdığınız dönemleri? Veya bildiğiniz-bilmediğiniz her şarkıya Dorock'ta çılgın gibi kafa sallayıp şarkıdan şarkıya geçiş yapılırken etrafı kestiğinizi; dikkat çekip çekemediğinizi kontrol ettiğinizi hatırlamaz mısınız?

Hepimiz bir dönem şu anda gülüp geçtiğimiz şekillere girdik, tarzlar oluşturduk, davranışlar ve düşüncelere sahiptik. Bu yüzden kabullenin artık şu gerçeği...

Uzun lafın kısası, sarımsağın cücüğü; hepinizi Revolver'dan Jason Statham'ın seslendirdiği bir monologla başbaşa bırakıyorum;

"There is something about yourself that you don't know. Something that you will deny even exists, until it's too late to do anything about it. It's the only reason you get up in the morning. The only reason you suffer the shitty boss, the blood, the sweat and the tears. This is because you want people to know how good, attractive, generous, funny, wild and clever you really are. Fear or revere me, but please, think I'm special. We share an addiction. We're approval junkies. We're all in it for the slap on the back and the gold watch. The hip-hip-hoo-fuckin' rah. Look at the clever boy with the badge, polishing his trophy. Shine on you crazy diamond, because we're just monkeys wrapped in suits, begging for the approval of others."

"Kendinle ilgili, bilmediğin bir şey var. Varolduğu halde, hakkında bir şeyler yapmak için çok geç olana kadar kabullenemediğin bir şey. Sabah kalkmanın, boktan patronunu çekebilmenin, kan, ter ve gözyaşının tek sebebi... Bunun sebebi sen, insanların senin ne kadar iyi, çekici, cömert, komik, vahşi ve eğlenceli olduğunu bilmesini istiyorsun. Benden korkun veya bana saygı gösterin; ama lütfen, özel olduğumu düşünün. Hepimiz bir bağımlılığı paylaşıyoruz. Hepimiz, onaylanma bağımlılarıyız. Hepimiz sırtımızın sıvazlanması ve altın kol saati için bu bağımlılığın içindeyiz. ("The hip-hip-hoo-fuckin' rah." TAM TERCÜMESİNİ YAPAMAYACAĞIM.) Rozetli, zeki çocuğa bak... Ödülünü cilalıyor. Üstüne parlasın, çılgın elmas, çünkü biz; takım elbiseler içindeki maymunlarız. Başkalarının tescilini bekleyen..."

NOT: Monoloğun tercümesini kendim yaptım. Hatalı olabilir. Hatalıysam söyle! Yani yorumda belirt.

Hadi iyi geceler...

edit: adsız bir arkadaş uyardı, approval addicts'i tescilli keşler olarak çevirmiştim; esasen onaylanma bağımlıları olarak çevirmem gerekiyormuş. daha doğrusu gerekiyordu, gözümden kaçtı, veya g.tümden kaçtı, uyduruverdim. neyse ne; kendisine selam ederim.

12 Mart 2010 Cuma

Söylemeye cesaret edemeyeceklerim(n)iz...

-mutsuzluk ve yalnızlık, sürekli güncellenen favori porno sitenizi açtığınızda karşınızda aynı videoların olmasıdır.

-eski sevgilinizi başka biriyle gördüğünüzde, eğer ki o an hayatınızda kimse yoksa, kötü hissetmenizin sebebi ona hala aşık olmanız değil; hırsınız, kıskançlığınız ve egonuzdur.

-eğer ki cinsel anılarını kimlik vermediği blog'unda paylaşan bir kadınsanız, feminist olduğunuzu iddia ederek kendinizi kandırırsınız. yiyorsa kim-ne olduğunuz açık açık belliyken paylaşın bu anıları...

-ortalama üstü insan, yenik düştüğü hırsını, benliğini ve kirli sayfalarını kendine itiraf edebilen ve hayatında bu tip şeyleri değiştirmek için çaba gösteren insandır. lakin bu çaba her zaman sonuç vermez... bazen dönüp dolaşıp aynı yerde bulunca kendini, o insan sırtının duvara dayandığını hisseder. bu durumdur zaten güçlüyle zayıfı ayıran. zira; güçlü bu şartlarda bile silkinip kendine gelmeyi dener, mücadele eder ve güçlü olduğunu -cümle aleme kanıtalamasa bile- kendine bir kez daha kanıtlar.

-her insan misantropiktir, sadece insandan insana misantropinin boyutu değişir.

-hepimiz maske takmayı severiz. öyle ya da böyle kendimizi, olduğumuzdan bir seviye üst gibi göstermeye bayılırız. kimimiz 'cool' takılır bunun için, kimimiz şeker kızı oynar, kimimiz babacan adamı. önemli olan o maskeyi çıkarabilmek, bilinçaltımızdakileri dallandırıp budaklandırmadan; saf haliyle su yüzüne serebilmektir.

saat 03.30'da anca bu kadar dökülebildim.

iyi geceler.