Google+ boş mideye iki duble viski

27 Ekim 2009 Salı

Isolation Desolation

That song is for all the women who couldn't make their mindz 'bout me; or for all the women who have no characteristic balance which makes me nervous and which makes this young vagrant can not predict wha' they gonna do!

Hey yo, it's on the bookz, it's on the wallz, it's everywhere... It's a single rule that is remembered from time to time but has to be given the importance ALL THE TIME.

"BRO'S BEFORE HO'S!"

Note that down, kid.




Wait for me
At the edge of the world
Don't come to me if you're not quite sure
Do you feel the emptiness inside your soul
Did it break that heart of coal

Did your walls of sin
Crumble at your feet
Does the blood on your face
And on your hands, taste too sweet

In my mind you ain't lookin fine
So isolation
And inside you ain't fine to me
So isolation desolation

Don't wait for me
At the edge of the world
Don't come to me at all
The way you look
And think of me
Is much much much
Too small

Southern notlarına devam... Lynyrd Skynyrd'dan gelsin... Freebird

Neden güzeldir bu şarkı? Çünkü tüm 'kısa ve tatlı' ilişkilerin sonunda dinlenebilitesi vardır. İnsanın kaçıp gitmesidir, o biten ilişki için ağlamaması; sadece güzel anıları hatırlamasıdır. Çok şükür zırladığımız bir ilişkimiz olmadı ancak misal; Alice In Chains'ten Love Hate Love dinleyerek çilingir sofrasını kurduğumuz bir dolu anımız oldu, genelde karşı cinsle ilgili...
Gelgelelim; şu anda geriye bakıyorum da, hiç bir bok ettiğim, terk edildiğim vs. ilişkiyle ilgili üzülmüyorum bu şarkıyı dinlerken. Cansın lan Lynyrd...


If I leave here tomorrow
Would you still remember me?
For I must be travelling on, now,
'Cause there's too many places I've got to see.
But, if I stayed here with you, girl,
Things just couldn't be the same.
'Cause I'm as free as a bird now,
And this bird you can not change.
Lord knows, I can't change.

Bye, bye, its been a sweet love.
Though this feeling I can't change.
But please don't take it badly,
'Cause Lord knows I'm to blame.
But, if I stayed here with you girl,
Things just couldn't be the same.
Cause I'm as free as a bird now,
And this bird you'll never change.
And this bird you can not change.
Lord knows, I can't change.
Lord help me, I can't change.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Garip...

Uzaklaşmak istiyorum... İş, güç, ders, arkadaş, dost demeden...
Yanlış coğrafyada yaşıyor olduğumu düşünmüyorum aslında. Tamam örf ve adetlere, gericiliğe falan çok sövdüm de bu seferki farklı...
Sırtım yine yaslandı duvara, çünkü şartlar bunu gerektirdi. Ayrıca, şimdiye kadar ne zaman yoğun olsam; yapacak bir sürü iş, çözülmesi gereken bir sürü sorunum olsa; duygusal çöküntü içinde olsam, veya -en kötüsü- bunların hepsi üstüste gelse, bunlarının hepsinin üstesinden de tek başıma gelmeye çalışırdım. Hani vardır ya tek tabanca diye bir terim... İşte beni tanımlayan buydu. Ne ciddi sorunlarımı ve diplerimi insanlarla çözmeyi severim, ne de onların kafalarını bu sorunları anlatarak ütülemeyi... Ve görünen o ki, şimdiye kadar hep üstesinden geldim bir şekilde, hep mutlu olmasını bildim.
Ama dedim ya, bu seferki farklı... Çünkü bu sefer yaslandığım duvarın da yıkılmak üzere olduğunu hissediyor, önümü göremiyorum. Nefes alamıyorum.
Kurulu düzenimin sürekli değişmesinden, öğrencilik hayatından, ülkemizin yerlerde gezinen yaşam standartlarından, dengesiz ve kafamı meşgul etmekten başka bir işe yaramayan, kapıdan kovulunca bacadan girilen kadınlardan, çevremdeki; kaçtığım zaman "böyle uygun gördü böyle oldu" diyeceği yerde "nerelere gittin bizi bırakıp?" diye ağlayacak olan insanlardan... Sırf şekil olsun diye beni özleyeceğini iddia edeceklerden...
Şu anda beni buraya bağlayanlara bakıyorum da, fazlasıyla sınırlı... Üç beş yakın dost ve deniz kenarından ibaret.
Kaçtığım yerde hayat standartlarım çok mu yükselecek? Bilinmez... Ancak başıma buyruk olmanın, kimsenin yükünü taşımıyor olmanın rahatlığını hissedeceğim...
Nereye mi kaçarım? Bilinmez.
Peki kaçar mıyım gerçekten de? Belli olmaz...

29 Eylül 2009 Salı

İçsel...

Not: Yazıda geçen "o" zamirleri tüm terk edenler, tüm terk edilenler, tüm kuyruk acıları, tüm değeri bilinmeyenleri temsil eder yazar için.

NP: Kyuss - Space Cadet
Alice In Chains - Rotten Apple

-Ne düşündün? Onu ayrılıktan sonra ilk kez, okulda gördüğünde?
-Hiç bir şey.
-Seni senin kadar tanıyorum...
-Biliyorum. Aslında, bilmiyorum. "Hassiktir lan" dedim geçtim sadece. Arkadaş kalamayan sevgililerdenim galiba.
-Evet de, hiç bir şey kıpırdanmadı mı içinde? En ufak bir acı bile? Veya eski günlerin hatrına yüzünde bir gülümseme?..
-Bilmem, bir cesede bakıyor gibiydim. Tanıdığım birinin cesedine. Veya bir yakınımın ölüm haberini almış gibiydim. Kısacası, boş hissediyordum. Bomboş, ruhsuz...
-Peki daha sonraki görüşlerinde?
-Üzüldüm denilebilir birazcık. Bok ettiğim ilişkilerimden bir tanesiydi belki de...
-Şimdi ne durumdasın ki?
-Orada buradayım. Onunla bununlayım. İlişki adamı olmadığımı anlayabildim belki de... Veya ne bileyim aşık olmaya aşık olan, ilişkinin hevesi geçince kadınını sahiplenmeye devam ederken aldatmayı ve kaçamak yapmayı seven adam değilim belki de...
-Yine diptesin. Çıkmaya çırpınıyorsun mutluluğu bedenlerde arayarak, ama onu bir bedende değil, bir ruhta bulabileceğini asla öğrenemeyecek kadar aptalsın.
-Kim bilir.
-Belki de hep dipte kalacaksın.

-Ne düşündün? Seni reddettikten sonra, onu ilk kez gördüğünde?
-Sadece beni kabul etmeyen sıradan bir kız olduğunu.
-Onunla asla beraber olamayacağın gerçeği mi daha çok acı verdi, yoksa egolarının zedelenmesi mi?
-...
-Cevap ver.
-Egolarımın zedelenmesi...
-Bir türlü aşamadın onları değil mi? Kimseyi egolarını bir kenara atarak sevemedin değil mi?
-Bilmem. Belki sevmişimdir... Veya aşkı yaşamışımdır...
-"Belki" diyorsan yaşamamışsındır. Ayrıca bütün "Ben Hiç" oyunlarında* aşık olmak sorusu işin içine girdiğinde kadehine bakıyorsun, kafaya dikmiyorsun içkini.
-O zaman olmamışımdır. Şunu keser misin?
-Peki onu üniversite belgelerinin sonuncusu olan, Verem Sağlık Raporu'nu almaya gittiğinde, baban yanındayken gördüğünde neler hissettin?
-Karnımda bir ağrı. Biraz bulantı... Kuyruk acısı. Her şey...
-Bunun senin sorunun olmadığını düşündün mü hiç? O 35lik sevgilileri tercih ediyordu ve seni bu yüzden seçmedi. Aklına geldi mi bu hiç?
-Sorunu hiç bir zaman onda görmedim. Ya kendimde, ya da ağzını burnunu kırmak istediğim 35likte gördüm. Kim bilir, belki de iyi bir adamdır.
-Yine diptesin. Şu anda da hissediyorsun o karın ağrısını değil mi?
-Evet...
-Belki de hep dipte kalacaksın...

-Ne düşündün? Seni tek gecelik ilişki olarak kullanıp, çöpe attıktan sonra onu ilk gördüğünde?
-Acı. Saf...
-Peki... Onunla daha sonra muhabbetini sürdürecek kadar zayıf ve aptal olduğunu düşündün mü hiç?
-Düşünmedim. Düşünüyorum. Sürekli...
-Daha sonra ona karşı son bir kurşun kullandığında, son nefesinle, son gücünle cinselliğe değil de, aşka bir şans vermek istediğinde, ve o klişe cevabı aldığında?
-Ucuz bir kaltak olduğunu düşündüm.
-Belki de o değil de, aşk ucuz bir kaltaktı? Veya sen aptaldın?
-Hayır. Veya evet. Kafamı karıştırmaya devam ediyorsun.
-Tamam biraz rahatla. Onunla muhabbeti kestin. Onu gördüğün her ortamda yanındaki kızlara sulandın, onlarla yakınlaştın, halka açık bir yerde girebileceğin her pozisyona girdin... Onu kıskandırdın. Onun yüzünü ekşitmeyi, mekanı terkedip gitmesini sağladın... Eline ne geçti?
-İntikam soğuk yenen bir yemektir...
-Aptalın tekisin. Hep dipte kalacaksın. Belkisi falan yok. Kendini yenilemenin veya tam bir birey olmanın sorumluluğunu taşıyamayacak kadar zayıfsın.
-Hayır... Sadece yorgunum. Benim geçtiğim zorlukları sen de çok iyi biliyorsun.
-Biliyorum. Anlam vermeye çalışıyorum. Çözülmene yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama sen yine masanda bira, küllüğünde sigara, üstündeyse sadece bir jean, bilgisayar başındasın.
-Yani?
-Bu güne kadar renkli bir hayatın oldu, ama o yoktu hiç bir zaman değil mi? Ruhen?
-Evet. Bedenense onlar hep vardı.
-Belki bir şans daha vermelisin?
-Aşka mı? Kimin için?
-Belki vardır birileri aklını kurcalayan.
-Yok. Şu anda içtiğim biradan zevk almamı engellemek dışında hiç bir işe yaramıyorsun. Çekip gider misin?
-Hayır. Çünkü ben senim. Bilinçaltında hep var olacağım. Ama beni her zaman dinlemeyeceksin. Hatta arkadaşlarından duygularını sakladığın için, genelde yalnızken aklına geleceğim. Ve yine o aptal bilgisayarının başına geçip gereksiz blog'una bir şeyler yazmaya devam edeceksin...
-Bana uyar...

*: Ben hiç oyunu, topluca oynanan bir içki oyunudur. Oyun sıra tabanlıdır. Sırası gelen kişi, "Ben hiç" le başlayan bir eylem söyler. O eylemi yapanlar da içkilerini içer.

6 Eylül 2009 Pazar

...

Sıkıntılı dönemler var, yazamıyorum pek. Hatta anlık facebook durumumu paylaşayım, siz beni anlarsınız diye tahmin ediyorum.

yine kafamda bin bir tilki; masamda bir içki; çözmeye, çözülmeye çalışıyorum, yapamıyorum...